top of page

Ukrayna-Rusya Savaşı: Nedenleri, Gelişimi ve Türkiye’ye Etkileri (2022–2026)

Sep 7
21 min read

Ukrayna-Rusya Savaşı: Nedenleri, Gelişimi ve Türkiye’ye Etkileri (2022–2026)

1. Savaşın çıkış sebepleri

Savaşın “neden çıktığı” sorusuna taraflardan gelen açıklamalar, iki tarafın tarih anlatıları arasında derin bir uçurum olduğunu gösteriyor. Rusya resmi söylemlerini üç ana sütuna dayandırırken karşı taraf da tam tersi argümanlarla bunların geçerli olmadığını asıl nedenin Rusya’nın emperyal niyetleri olduğunu anlatmaya çalışmaktadır. Rusyanın, güvenlik, kimlik ve tarih anlayışından kaynaklı arka plan ve güncel bölgesel operasyon gerekçeleri ve karşı argümanlar kısaca aşağıda belirtilmiştir.

Güvenlik: 

NATO’nun 1990’larda “doğuya genişlememe” taahhüdünü ihlal ettiği, Ukrayna’nın NATO üyeliğinin Rusya’yı kuşattığı düşüncesi Ruslar açısından en önemli gerginlik gerekçelerinden biridir.  Rusya’ya göre; Soğuk Savaş bittikten sonra Batı, Rusya’ya “NATO doğuya genişlemeyecek” sözü vermiş ancak bu söz tutulmamıştır. Ukrayna’nın NATO’ya girmesi ise Rusya’yı askeri olarak kuşatma anlamına gelir ve kabul edilemez.

1990’da Almanya’nın birleşmesi görüşülürken ABD Dışişleri Bakanı James Baker’ın Sovyet lideri Mihail Gorbaçov’a söylediği ünlü bir ifade vardır: NATO’nun yetki alanı “bir milim bile doğuya” kaymayacak. Rusya bugün bu sözü, bütün Doğu Avrupa ve eski Sovyet coğrafyası için verilmiş bağlayıcı bir taahhüt gibi okuyor. Kremlin’e göre 1999’da Polonya, Macaristan ve Çekya’nın; 2004’te Baltık ülkeleri, Romanya, Bulgaristan’ın NATO’ya alınması bu sözün ihlalidir. 2008 Bükreş Zirvesi’nde Ukrayna ve Gürcistan’a “bir gün üye olacakları” mesajı verilmesi ise kırmızı çizgiyi geçmek olarak görülmüştür. Putin’in anlatısında Ukrayna NATO üyesi olursa Rusya’nın batı sınırına, üstelik tarihi olarak “yakın çevre” saydığı topraklara Batı askeri altyapısı yerleşir; bu da Rusya için varoluşsal bir tehdittir.

Bu iddialar için karşı taraf argümanları ise üç nokta etrafında toplanır. Öncelikle, 1990’daki konuşmalar Almanya’nın birleşmesi ve o dönemki Doğu Almanya toprakları hakkındaydı ve yazılı, imzalı, bütün Doğu Avrupa’yı kapsayan bir antlaşma yoktu. İkincisi, NATO genişlemesi zorla değil, eski Doğu Bloku ülkelerinin kendi talebiyle oldu. Bu ülkeler Rusya’dan yeniden baskı görmemek için ittifaka girdiler. Son olarak, NATO bir savunma ittifakıdır ve Rusya’ya saldırmak için kurulmamıştır. Asıl tehdit algısını büyüten şey Ukrayna’nın NATO’ya “girmesi” değil, Rusya’nın 2014’ten beri komşularına yönelik fiili müdahaleleridir. Ukrayna açısından bakınca ise NATO üyeliği saldırganlık değil, 2014 ve 2022 işgallerinden sonra hayatta kalma garantisi arayışıdır.

Kimlik ve tarih:

Putin’in 2021 tarihli makalesinde Ukraynalıların aslında “küçük Ruslar” olduğu, Ukrayna’nın Lenin döneminde yapay olarak yaratıldığı ve “tek millet” olduğu tezi savaşın Rusya açısından meşrulaştırılma çabası olarak öne çıkmaktadır. Buradaki “küçük”, boy veya değer küçüklüğü değil, tarihi-coğrafi bir isimlendirmedir. 17.–19. yüzyılda Rus İmparatorluğu, Ukrayna’nın büyük kısmına Malorossiya (Küçük Rusya) diyordu. Bu bakışa göre Ukraynalılar ayrı bir millet değil, Rus milletinin bir kolu, “küçük kardeş” koluydu.

Putin’in 2021’deki uzun makalesinde ve savaş gerekçelerinde bu eski çerçeve yeniden kullanılmıştır; Ukraynalılar aslında “küçük Ruslar”dır, ayrı bir ulus değildir. Dolayısıyla Ukrayna’nın tam bağımsız ve Batı’ya yönelen bir devlet olması “yapay” ve Rusya açısından çok yönlü sonuçları olan bir sapmadır.

Ukrayna tarafı ise böyle bir yaklaşımı kesin biçimde reddeder. Onlara göre bu, Ukrayna kimliğini yok sayan, Ukraynalıları Rusların alt kolu gibi gösteren emperyalist bir bakıştır. Modern Ukrayna ulusal kimliği kendini “Küçük Rus” olarak değil, ayrı bir millet olarak tanımlamaktadır.

Bölgesel özel askeri operasyon gerekçeleri:

Bilindiği gibi Kasım 2013–Şubat 2014’te Kiev’deki Maidan (Bağımsızlık Meydanı) protestoları, Başkan Viktor Yanukoviç’in AB Ortaklık Anlaşması’nı rafa kaldırmasıyla başlamıştı. Aylar süren gösteriler, şiddet ve 20 Şubat civarındaki kanlı günlerin ardından Yanukoviç ülkeden kaçmıştı.

Rusya’ya göre bu bir halk ayaklanması değil, ABD ve AB’nin finanse edip yönlendirdiği bir rejim değişikliğidir. 2014’ten sonraki Kiev hükümeti gayrimeşrudur, Kırım ve Donbas’taki müdahale de bu “darbeye” tepkidir. Kremlin, 2014’teki Euromaidan’ı Batı destekli bir darbe olarak nitelendiriyor.

Dolayısıyla Donbas’taki Rusça konuşan nüfusu “soykırımdan” korumak, ülkeyi “denazifikasyon” ve “demilitarizasyon”a tabi tutmak askeri hareketlerin meşru gerekçeleri olarak öne çıkarılmaktadır.  

Karşı anlatıda ise, Yanukoviç’in yolsuzluk, polis şiddeti ve Rusya’ya yaslanma yüzünden toplumsal desteği kaybettiği, parlamento tarafından azledildiği, ardından seçimler yapıldığı ifade edilmektedir. Dış aktörlerin siyasi ilgisinin var olduğu ama olayın motorunun Ukrayna içindeki AB yanlısı ve anti-yolsuzluk talebi olduğu, 2014’ü yalnızca “CIA darbesi”ne indirgemenin, milyonlarca protestocuyu yok saymak anlamına geleceği dile getirilmektedir.

Ukrayna ve Batı perspektifinde temel neden Rusya’nın emperyal revizyonizmi olarak görülmektedir. Ukrayna, 1991’de bağımsızlığını kazandıktan sonra egemen bir devlet olarak Batı’ya yönelme hakkını savunduğu belirtilirken, 1994 Budapeşte Memorandumu’nda nükleer silahlarını teslim etmesine karşılık toprak bütünlüğünün garanti edildiği hatırlatılıyor. Batılı analistler, NATO genişlemesinin tek başına yeterli açıklama olmadığını, asıl hedefin Ukrayna’yı vesayet altına almak olduğunu vurguluyor.

2. Savaşın başlaması, gelişimi ve önemli dönüm noktaları

24 Şubat 2022’de Rusya’nın, Belarus, Rusya ve Kırım üzerinden eşzamanlı saldırısıyla savaş başladı. Ancak Rusya’nın çok kısa sürede bitirmeyi planladığı savaş sahada hiç planlandığı şekilde gelişmedi. Geçen dört buçuk yılda başlangıçtaki aynı savaş olmaktan çıkmış, hedef, yöntem, tempo ve teknoloji olarak birkaç kez şekil değiştirmiştir. Değişim evrelerine göre gelişmelerin kısa özeti aşağıdaki gibi vasıflandırılabilir.   

Birinci evre: Hızlı rejim değiştirme denemesi24 Şubat 2022’de Rusya, Belarus, kendi toprakları ve Kırım üzerinden eşzamanlı saldırı başlattı. Amaç kısa sürede Kiev’i düşürmek ve Ukrayna yönetimini değiştirmekti. Herson alındı, Harkiv ağır baskıya girdi, Rus birlikleri başkent çevresine kadar sokuldu. Ancak ikmal çöktü, Ukrayna direnişi beklenenin üzerinde oldu, Batı istihbaratı Rus hareketlerini erken görünür kıldı. Nisan 2022’de Rusya Kiev çevresinden çekildi. Bu evrenin anlamı basitti: “üç günde teslim” planı çalışmadı. Ukrayna ayakta kaldı.

Bundan sonra Rusya hedefi küçültmeden yöntemi değiştirdi; ağırlık Donbas ve Azak kıyısına kaydı. Mariupol, Azak Denizi’nin kilit limanıydı. Kiev’den çekildikten sonra kurulan “güney-doğu hattı”nın en somut kazancı burasıydı. Düşmesiyle Rusya, Donbas ile Kırım arasındaki kara bağlantısını fiilen pekiştirdi. Mariupol’un düşmesi, Rusya için bu yeni hattın en maliyetli ve fakat en kalıcı sonuçlarından biriydi denebilir.

İkinci evre: Karşı taarruzla geri alınabilen savaşArtık her şey siper ve yıpratma savaşına döndü diye düşünülürken 2022 sonbaharı, savaşın hâlâ hareketle, yani sabit hatlara gömülmeden kazanılabileceğini gelişmeler yaşandı. Ukrayna Harkiv bölgesinde beklenmedik bir karşı taarruz başlattı. Izium, Kupiansk ve Lyman gibi lojistik ve kavşak kentlerin tutulduğu hat çözülünce Rusya kısa sürede geniş bir alandan çekilmek zorunda kaldı. Bu, “cephe kilitlendi” algısını bozan ilk büyük kırılmaydı.

Ardından güneyde tablo değişti. Rusya, işgalinin ilk günlerinde aldığı Herson kentini Kasım 2022’de boşalttı. Herson bir il merkeziydi; yani savaşın başından beri düşen bölge başkentlerinden Ukrayna’nın geri aldığı tek büyük yönetim merkezi oldu. Kiev’de bu yüzden şu inanç güçlendi: kaybedilen topraklar yalnızca savunarak değil, taarruzla da geri alınabilir.

Ama aynı sonbaharda Kremlin başka bir hamle yaptı. Donetsk, Luhansk, Zaporizhya ve Herson’da düzenlediği oylamaların ardından bu dört bölgeyi Rusya’ya kattığını ilan etti. Oysa sahada Herson kenti yeni kaybedilmişti; diğer bölgelerde de tam kontrol yoktu. Böylece savaş alanında olan biten ile Rusya’nın siyasi olarak istediği şey paralel yürümeyi bıraktı. Bir yanda kayıplar yaşarken diğer yanda ilhak iddiası vardı. Rusya yer yer geri çekilirken bile “bu topraklar artık bizimdir” çizgisini masada tuttu. Bundan sonra müzakere, muhtemel ateşkesin yanı sıra, ilhak iddiasının tanınıp tanınmayacağı meselesine de kilitlendi.

Üçüncü evre: Tahkimat, mayın ve yıpratma2023’ten itibaren savaşın karakteri değişti. Artık bir tarafın kısa sürede geniş alan alması değil, aynı kent ve kasabalar için aylarca süren, çok kanlı ve az kazançlı çatışmalar öne çıktı. Bakhmut, ardından Avdiivka, daha sonra da Pokrovsk çevresi aynı modeli tekrarladı; uzun süreli muharebeler, yüksek kayıp buna rağmen oldukça dar toprak kazancı.

2023 yazındaki Ukrayna’nın büyük karşı taarruzu da bu yeni tecrübeyle yüzleşmek durumunda kaldı. Beklenti, Batı’dan gelen tank ve zırhlı araçlarla Rus hattının yarılmasıydı. Ancak Rusya önceki aylarda mayın tarlaları, beton engeller ve topçuyla derin bir savunma kuşağı kurmuştu. Batı silahları önemliydi ama tek başına mucize yaratamadı. Üstelik Rusya’nın savaş uçağı ve helikopter sayısı fazlaydı, Ukrayna’nın F-16’ları da henüz yoktu ya da yeni geliyordu. Birkaç yerleşimde ilerleme oldu, cephe ise bir bütün olarak açılamadı. Bunun üzerine savaşın temel sorusu değişti. Artık asıl mesele hangi kentin alınacağından ziyade, hangi tarafın insan, mühimmat ve dış destek bakımından daha uzun dayanacağıydı.

Bu yıpratmanın bedeli yalnızca cephede görünmedi. Bakhmut’ta Wagner grubu ön safta kullanıldı. Wagner 2022 sonu–2023’te hapishanelerden alınan mahkûmlar ve paralı askerlerle kenti metre metre aldı. Kazanç dar, kayıp ise çok yüksekti. Kent alındıktan kısa süre sonra liderleri Yevgeniy Prigojin, Kremlin’e karşı kısa bir isyan başlattı. İsyan büyümeden bastırılsa da en azından şu kapı aralanmış oldu: Bu tür bir savaş Rusya’nın içinde de siyasi ve askeri gerilim üretebiliyordu.

Dördüncü evre: Sınırın ötesi ve simgesel hamlelerKara savaşı kilitlenince taraflar başka alanlarda etkili olmanın yollarını aramaya başladı. Cephe mayın, topçu ve İHA saldırıları ile kilitlendiği için büyük zırhlı birlik saldırılarıyla kuşatma veya yarma manevraları son derece zorlaşmıştı. Bu yüzden asıl hamleler artık yalnızca Donbas’taki hat üzerinde değil, rakibin gerisinde, denizde ve gökyüzünde aranmaya başlandı.

Ukrayna 2024’te Kursk bölgesine girerek savaşı Rusya toprağına taşıdı. Amaç yeni bir cephe açmak, Moskova’ya prestij kaybettirmek, birlik kaydırmak ve ileride takas kozu elde edebilmekti. Prestij darbesi büyük oldu; ilk kez bu ölçekte Rus toprağını kontrol altına almıştı. Ama bu Donbas’taki baskıyı durduracak kadar yapısal bir gelişme olamadı. Rusya 2025’te bu köprübaşını geri aldı. Yani Kursk, savaşı bitiren ya da stratejik sonuçlar üreten bir manevra olmaktan ziyade, kilitlenmiş kara savaşının yanına eklenen oldukça simgesel ve taktik Ukrayna başarısı olarak harp tarihindeki yerini aldı.

Denizde tablo daha kalıcı biçimde değişti. Ukrayna’nın büyük bir donanması yoktu. Buna karşılık ucuz insansız deniz araçlarıyla Sivastopol ve Karadeniz’deki Rus gemilerini vurdu, filoyu üslerine çekilmeye zorladı. Klasik deniz gücü denklemi “kimde daha çok ve etkili gemi var?” iken, “kim küçük ve ucuz araçla büyük platformları vurabiliyor?” meselesine dönüştü.

Havada da benzer bir kırılma yaşandı. Hollanda, Danimarka, Norveç ve Belçika uçak vaat etti. Pilotlar ve teknisyenler Avrupa’da eğitildi. İlk uçaklar 2024’te gelmeye başladı. Amaç Rusya’nın hava üstünlüğünü kırmak, hava savunmasına yardımcı olmak ve ileride daha derin vuruşlara zemin hazırlamaktı. F-16’lar önemliydiler elbette ama savaşı tek başına çevirmeleri beklenemezdi ve çeviremediler. Sayıları sınırlıydı, üsler tehdit altındaydı, Rusya’nın hava savunması ve elektronik harbi yoğun ve etkiliydi. Bu yüzden F-16 bir “sihirli değnek” olamadılar.

Savaşın asıl çoğalanı ve savaş taktiklerini yediden şekillendireni ise İHA’lar oldu. Keşif dronları her yerdeydi ve her hareketi görünür kıldı. FPV kamikaze dronlar siper, sığınak, top ve zırhlı aracı tek tek avlamaya başladılar. Daha uzun menzilli İHA’lar ise depo, radar, sonra da Rusya içindeki rafinerilere ve lojistik hedeflere gitti.

Böylece klasik savaşın üç temel taktiği sarsıldı. Toplu birlik halinde gizli ilerlemek zorlaştı, çünkü gökyüzünde sürekli izleyen birileri vardı. Zırhlı birlikle açık arazide kütle halinde harekatın bedeli arttı, çünkü ucuz bir dron pahalı bir tankı imha edebiliyordu. Topçu kör atıştan kurtuldu. Önce İHA görüyor, sonra mermi veya kamikaze dron hedefe düşüyordu.

Savaş artık yalnızca cephe hattında metre metre kazanılan bir muharebe sahası olmaktan çıkmıştı. Enerji, lojistik, petrol, gemi ve moral de savaşın birincil hedefleri haline geldi. 2022’deki büyük konvoy ve tank dalgaları yerine, 2024–2026’nın tipik görüntüsü şuydu: Küçük ekipler, ucuz hava araçları, sürekli gözetleme ve derin vuruşlar.

Beşinci evre: Diplomasi ile sahanın ayrışması

2025’e gelindiğinde savaşın bir başka yüzü daha belirginleşti. Diplomasi ile saha artık aynı tempoda yürümüyordu. Görüşme masası kurulabiliyor, fotoğraf çekilebiliyor, barış konuşulabiliyor, cephe ise aynı yıpratma mantığıyla devam ediyordu.

Bunun en önemli simgesi 2025 Ağustos’undaki Alaska zirvesi oldu. ABD Başkanı Donald Trump ile Vladimir Putin Anchorage’da bir araya geldi. Beklenti, en azından geçici bir ateşkesti ancak çıkmadı. Putin yıllardır tekrarladığı “kök nedenler” dilini korudu. Bununla NATO genişlemesi, Ukrayna’nın tarafsızlığı ve işgal ettiği bölgelerin statüsü gibi azami taleplerini kastediyordu. Zirve sonrası Washington’da da mesaj Rusya tezlerine göre şekillenmeye başladı. Önce silahlar sussun, sonra konuşalım yerine, doğrudan kapsamlı bir antlaşma aransın. Kiev ve Avrupa ise bunu, ateşkes olmadan müzakerenin Rusya’ya hem sahada ilerlemeye devam, hem de ateşkes için kendi taleplerinden indirim yapmama ve Ukrayna’yı henüz baskı altındayken tavize zorlama fırsatı vereceği endişesiyle okudu.

Sonuçta imzalanmış bir metin çıkmadı. Zirve savaşı bitirmedi, yalnızca savaşın artık diplomatik vitrini de olan bir yıpratmaya dönüştüğünü gösterdi.

Sahada tempo bu yüzden değişmedi. Asıl mücadele hâlâ Donetsk’teki lojistik düğümlerdeydi. Pokrovsk gibi kentler birkaç haftada değil, yıllara yayılan kuşatma, sızma vb yöntemlerle el değiştirdi. 2026 başında kent Rusya’nın kontrolüne geçti. Bu bir kazançtı ama beklenen cephedeki yarma manevraları gelmedi. Kent alındı, savaşın karakteri ise aynı kaldı.

2026 yazında bu yavaşlık rakamlara da yansıdı. Ağustos’ta Rusya’nın aylık ilerleyişi yaklaşık 90 km², yani günde ortalama 2–3 km² düzeyindeydi. Ukrayna bazı kesimlerde yerel karşı saldırılarla sınırlı alanlar geri almayı başardı. Haritaya bakınca cephe durmuş gibi görünüyordu ama durmamıştı. Savaş artık büyük oklarla değil, küçük kazançlar, yüksek kayıplar ve masada sonuç vermeyen görüşmelerle yürüyordu.

Altıncı evre: Derin vuruş savaşı2026’ya gelindiğinde asıl yenilik cephe hattında değil, cephenin gerisindeydi. Kara savaşı hâlâ yavaştı; mayın, İHA ve topçu yüzünden cephede önemli bir açılma hala çok zordu. Bu yüzden taraflar birbirini cepheden ziyade kendi topraklarının derinliklerinde, yüzlerce kilometre geride vurmaya yöneldi.

Ukrayna’nın hedefi artık yalnızca siperdeki birlikler değildi. Rusya içindeki petrol rafinerileri, depolar, lojistik düğümler ve bazı askeri tesisler düzenli İHA ve füze saldırısına uğradı. Mantık basitti, tankı cephede imha etmek pahalı ve yavaştı, tankın yakıtını, mermisini ve onarım zincirini geride kesmek ise daha tesirli olabilirdi. Ukrayna böylece “cepheyi yarmak” yerine “savaşı besleyen damarı zayıflatmak” yoluna gitti.

Rusya da aynı yöntemi tersinden uyguladı. İran tasarımı Şahed tipi kamikaze İHA’lar, seyir füzeleri ve balistik füzelerle Kiev, Odesa, Harkiv başta olmak üzere kentleri, enerji santrallerini, ulaşım ve liman altyapısını vurmayı sürdürdü. Amaç hem askeri kapasiteyi hem sivil hayatı yıpratmaktı. Elektriksiz kalan şehir, yavaşlayan üretim, sarsılan moral cephedeki saldırılardan daha etkiliydi.

Böylece savaş iki katmanlı hale geldi. Birinci katman, mayınlı hatta devam eden yavaş hızlı kara çatışmasıydı, kazançlar küçük, kayıplar yüksekti. İkinci katman, karşılıklı uzun menzilli yıpratmaydı; burada hedef askeri unsurlar kadar petrol, elektrik, depo ve toplumun bizzat kendisiydi. 2022’de savaş genellikle büyük birliklerin hareketiyle anlatılıyordu. 2026’da ise bir gece Rusya’da bir rafinerinin yanması, ertesi gece Ukrayna’da bir kentin havadan vurulması savaşın günlük ritmi oldu.

Sonuç olarak cephe kilitlenince savaş bitmedi, şekil ve zemin değiştirdi. Artık asıl soru yalnızca “kim bir sonraki kasabayı alır?” değil, “kim diğerinin gerisini daha uzun süre vurabilir?” sorusuydu.

Özetle;Savaş önce rejim değiştirmeye çalışan bir baskın, sonra toprak işgali ve karşı taarruz temelinde bir manevra savaşı, ardından tahkimata dayalı bir yıpratma, en sonunda da İHA ve diğer araçlarla başta enerji tesisleri olmak üzere karşılıklı altyapıların hedeflendiği bilek güreşine evrilmiş oldu. Rusya başlangıçtaki siyasi hedefine ulaşamadı ama Donetsk’te önemli kazançlar elde etti. Ukrayna yıkılmadı, topraklarının büyük kısmını tuttu, asimetrik vuruş kapasitesi geliştirdi, buna karşılık 2022 sonbaharındaki gibi geniş bir kurtuluş dalgası oluşturamadı. 2026 itibarıyla sonucu belirleyen şey sadece toprak ele geçirmenin çok ötesinde, mühimmat, insan gücü, yakıt, hava savunması ve dış desteğin devamı temelinde savaşın devam ettirilebilme kapasitesidir.

3. Dış ülkelerin katkıları

Savaş, sebepleri, coğrafyası ve muhtemel sonuçları itibarıyla iki ülke arasında kalamayacak kadar kritik ve hassas dengelere dayanıyordu. Kalmadı da. Ukrayna ve Rusya destekçileri olarak iki ayrı destek ekosistemi oluştu.

Ukrayna destekçileri:

Ukrayna’yı ayakta tutan Batı yardımını tek paket gibi anlatmak yanıltıcı olur. Batı desteği silah, para ve istihbarat desteğini içeren üç katmandan oluşmaktadır. Zira silahsız kalan ordu savaşamaz, bütçesiz kalan devlet maaş, elektrik ve mühimmat üretemez, istihbaratsız kalan ordu ise körleşir. 2022–2026 arasında bu üçü hiçbir dönemde eşit ya da tam dengeli olarak sağlanamadı. İlk yıllarda ABD desteğin hem niteliğini hem hızını belirledi. 2025’ten sonra fatura giderek Avrupa’ya doğru kaydı. Ama Avrupa’nın verdiği silahların önemli bir kısmı hâlâ ABD yapımı sistemler olmayı sürdürdü. Çok çeşitli etken ve ayrılıklara rağmen genel destek karakterini ABD ve AB özelinde inceleyebiliriz.

ABD: önce “ne kadar sürerse sürsün”, sonra “Avrupa ödesin”

ABD’nin rolü iki döneme ayrılır.

Birinci dönem Biden yönetimiydi (2022–Ocak 2025). Washington, Ukrayna’nın en büyük ve neredeyse tek askeri donörü oldu. Şubat 2022–Haziran 2026 arasında yalnızca savunma kaleminde 68 milyar doların üzerinde taahhüt açıklandı. Bunun omurgası üç kanaldan oluşuyordu: Stoklardan doğrudan silah çekmek (PDA), ABD sanayisinden Ukrayna için üretim yaptırmak (USAI) ve sınırlı dış askeri finansman (FMF). HIMARS, ATACMS, Patriot, zırhlı araçlar, top mermisi ve istihbarat paylaşımı bu döneme damga vuran destek kalemleriydi. F-16’ların Avrupa’dan gönderilmesine yeşil ışık da bu dönemde yandı. ABD yardımı yalnızca nicelik değil, “en ölümcül ve en az bulunan sistemler” anlamına geliyordu.

İkinci dönem Trump’ın 2025’te göreve dönüşüyle başladı. Yeni çizgi, sınırsız bağış değil müzakere baskısıydı. Kongre’den 2024’ten sonra büyük ek paket çıkmadı. Yeni taahhütler düştü, daha önce onaylanmış teslimatlar ve istihbarat paylaşımı büyük ölçüde sürse de birkaç kez kısa duraklamalar oldu.

2025 yazında NATO üzerinden PURL ( (Prioritised Ukraine Requirements List - Ukrayna’nın Öncelikli İhtiyaç Listesi) denilen yeni bir yol açıldı: Eski model şöyle işliyordu: ABD kendi stokundan silahı bağışlıyor, faturayı da Washington ödüyordu. Trump döneminde bu bağış hattı daralınca yeni bir köprü kuruldu. Yeni modelde;

*           Ukrayna “şu sistemlere ihtiyacım var” listesini çıkarır.

*           NATO bu listeyi müttefiklere iletir.

*           Avrupa ülkeleri (Almanya, Hollanda, Norveç, Danimarka vb.) parayı öder.

*           Silah çoğu zaman ABD stokundan veya ABD sanayisinden çıkar.

*           Malzeme Ukrayna’ya gider.

Yani PURL, “Avrupa öder, Amerika üretir veya stoktan verir” formülüdür. Ukrayna hâlâ ABD silahlarına muhtaçtır, farkı ise faturanın giderek Avrupa’ya yazılmasıdır.

Avrupa: toplamda öne geçti, kendi içinde bölündü

Avrupa’yı tek aktör gibi düşünmemek gerekir. Kiel Enstitüsü’nün takip ettiği tabloya göre Avrupa, özellikle 2025’ten sonra toplam yardımda ABD’deki düşüşü büyük ölçüde kapattı. 2026’da AB’nin 90 milyar euroluk destek kredisi devreye girdi; Mayıs–Haziran 2026’da yalnızca bu kanaldan yaklaşık 11 milyar euroluk tahsis yapıldı. Mali ve insani destekte Avrupa önde görünmektedir. Askeri destekte ise hem kendi stoklarını verdi hem de ABD’den silah satın aldı. 2026’nın ilk yarısında Avrupa’nın sanayi firmaları üzerinden sağladığı askeri yardımın yaklaşık yüzde 30’u ABD firmalarından geldi. PURL paketlerinin büyük kısmı da ABD stoklarından beslendi. Yani Avrupa “daha çok ödüyor”, ABD ise hala “kritik silahları üretiyor veya stoktan veriyor.”

Avrupa’nın içi ülkeler de kendi içinde üç gruba ayrılabilir.

Birinci grup, savaşı kendi güvenliği sayan ülkelerdir: İngiltere, Almanya, Polonya, Baltık ülkeleri, İskandinavya ve Hollanda. GSYH’ye oranla en yüksek katkıyı çoğu zaman Danimarka, Norveç, İsveç, Estonya, Litvanya ve Finlandiya verir. Almanya mutlak rakamda öne çıkar; hava savunması, mühimmat ve 2026’da İHA kalemlerini büyüttü. İngiltere erken dönemden itibaren Storm Shadow, eğitim ve mali pakette süreklilik sağladı. Polonya sınır, mülteci ve erken silah transferinde kritik rol oynadı, sonrasında kendi ordusunu da yeniden donatmak durumunda kaldı.

İkinci grup daha temkinli veya düşük katkılı ülkelerdir. İtalya ve İspanya gibi güney Avrupa ülkeleri mutlak büyüklüklerine göre daha az göründü. Fransa siyasi olarak Ukrayna’nın yanında durdu ama yardımın yükünü Kuzey ve Batı Avrupa kadar omuzlamadı. Bu gruptakiler savaşı reddetmemekle birlikte faturayı ve riski sınırlamak isteyenlerdir.

Üçüncü grup, AB içinde frene basanlardır. Örneğin 2021’de kurulan Avrupa Barış Tesisi (European Peace Facility / EPF), AB’nin bütçe dışı bir savunma kasa mekanizmasıdır. Ukrayna savaşında işleyişi şöyle özetlenebilir:

*           Bir ülke kendi stokundan Kiev’e silah gönderir.

*           Faturayı Brüksel’deki ortak kasaya bildirir.

*           EPF, o ülkeye masrafın bir kısmını geri öder.

Yani EPF üyelerin yaptığı askeri yardımın faturasını paylaşır. Amaç yükü tek ülkenin omzunda bırakmamaktır. Ancak Macaristan uzun süre Avrupa Barış Tesisi ödemelerini ve bazı yaptırım/finansman kararlarını veto etti. Slovakya, Fico döneminde askeri yardımı kesti ve Budapeşte’ye yaklaştı. Çekya’da hükümet değişince benzer bir mesafe arayışı görüldü. 2025 sonu–2026’da 90 milyar euroluk kredi, bu üç ülkeye muafiyet verilerek ilerletildi. Yani AB 27 değil, fiilen “Ukrayna konusunda 24” gibi çalıştı. 2026’da Macaristan’daki hükümet değişimi bazı vetoları gevşetti. Bu uygulamalar yardımın kurumsal olarak ne kadar siyaset kırılganı olduğunu göstermesi açısından önemlidir.

Ancak değişen şey temelde ödeyenin kim olduğudur. 2022–2024’te ABD hem tempo hem nitelik belirledi. 2025–2026’da Avrupa faturayı devraldı, Ukrayna’nın bütçesi ve uzun vadeli silah siparişi giderek Brüksel, Berlin ve Londra’ya bağlandı. Değişmeyen şey ise bağımlılığın biçimidir. Avrupa kendi üretimini artırıyor olsa da Patriot, HIMARS, bazı mühimmat ve istihbarat mimarisi hâlâ ABD’siz kolay ikame edilememektedir. Ukrayna’nın sahadaki kaderi iki ayrı kutbun aynı anda ve uyum içinde çalışıp çalışmamasına bağlıdır.

Rusya destekçileri

İki taraf destekçilerinin sağladıkları yardımlarda temel fark dünyaya ilan ediş şekilleridir. Batı Ukrayna’ya yardım için açıkça askeri koalisyon kurup, silahları ilan ederek verirken, Moskova’nın ortakları çoğu zaman “ticaret”, “tarafsızlık” veya “karşılıklı güvenlik” söylemleri altında daha örtülü uygulamaları tercih etmektedirler.

Çin:

En büyük Rus destekçisi olsa da resmi olarak savaşın tarafı değildir. Pekin “barış” ve “silah vermiyoruz” der. Ancak pratikte iki şey yapar.

Birincisi kasadır. Çin, yaptırımlı Rus petrol ve gazının başlıca alıcısı oldu. Bu alım, Rusya bütçesinin savaş harcamasını sürdürmesini sağlar. İlişki denk değildir: Rusya’nın ihracatı Çin’e daha bağımlıdır; Çin için Rus petrolü seçeneklerden biridir.

İkincisi fabrikadır. Çin’den gelen çip, takım tezgâhı, drone parçası, batarya ve elektronik, Batı ambargosunun deliğidir. 2026’da Rusya’ya giren yaptırımlı teknolojinin çok büyük kısmının Çin ve Hong Kong hattından geldiği rapor edilir. Buna çift kullanımlı mal denir: kâğıtta sivil, sahada mermi ve İHA parçası olur. Çin tank göndermeden Rusya’nın üretim bandını ayakta tutar. Batı bunu “saldırganı dolaylı silahlandırmak”, Pekin ise “normal ticaret” diye anlatır.

Kuzey Kore:

Pyongyang’ın en çıplak katkısı direk askeri tip yardımlardır. 2023’ten itibaren milyonlarca top ve havan mermisi Rusya’ya gitti. Bazı dönemlerde Rus topçusunun günlük atışının önemli kısmı Kuzey Kore stoğuna dayandı. KN-23/KN-24 tipi balistik füzeler de Ukrayna kentlerinde görüldü.

2024 sonbaharından itibaren asker de geldi. Tahminler 12–15 bin bandındadır; asıl kullanıldıkları yer Kursk’taki Ukrayna köprübaşını geri alma savaşıydı. Kayıplar yüksekti. Karşılığında Kuzey Kore gıda, enerji, döviz ve modern savaş tecrübesi aldı. 2024’teki kapsamlı ortaklık antlaşması bunu “karşılıklı yardım” diye paketledi. Yani Pyongyang, Rusya’nın cephane açığını ve insan açığını doğrudan kapayan aktördür.

İran:

Savaşın başında Rusya’nın kent vuruş stoğu yetersizdi. Shahed tipi kamikaze İHA ve teknoloji sağlayan İran, ucuz uzun menzilin ilk tedarikçisi oldu. Rusya bunları Geran adıyla Tataristan’daki Alabuga tesisinde seri üretime soktu. Fiyat düştü, adet arttı; aylık binlerce araç konuşulur hale geldi. 2026’da Rusya tasarımı yerlileştirdi, motor ve elektronik için Çin zincirine de yaslandı. İran’ın rolü böylece “her geceki İHA’nın tek üreticisi” olmaktan “ilk kıvılcımı ve lisansı veren” olmaya kaydı. Yine de Şahed hattı olmasa Rusya’nın sivil altyapı savaşı bu kadar erken ve bu kadar ucuza kurulamazdı.

Belarus:

Minsk tank ordusu göndermedi. Verdiği şey daha sinsi ve kalıcıydı. 2022’de Kiev harekâtının üssü, sonra lojistik, eğitim, onarım ve hava sahası. Lukashenko hem Rusya’nın batı kanadını açtı hem de “ben savaşmıyorum” çizgisini korumaya çalıştı. Belarus olmasa ilk kuzey harekâtı bu kadar kısa yoldan başkente yürüyemezdi.

4. Gelinen noktada askeri güç mukayesesi (Eylül 2026)

Kesin rakamlar gizli tutulsa da; aşağıdaki tablo açık kaynaklarda Batı ve Ukrayna tahminleriyle Rusya’nın açıklamalarını karşılaştırır.

Personel: Rusya’nın toplam silahlı kuvvetleri 1,15–1,32 milyon bandında; Ukrayna sahasında 480–620 bin civarı. Ukrayna Silahlı Kuvvetleri ve Ulusal Muhafızlar birlikte 700–900 bin. Rusya’nın orduyu büyütmesi (savaş öncesi ~900 binden 1,3 milyona) yüksek kayıplara rağmen devam etti ancak 2026’da aylık kayıplar (30–42 bin) yeni alımları zorlamaya başladı.

Kayıplar: Batı tahminleri Rusya için 1 milyonun üzerinde toplam zayiat (ölü + yaralı), 300–500 bin ölü bandını işaret ediyor. Ukrayna kayıpları daha düşük tahmin ediliyor (Batı kaynakları 500–600 bin toplam zayiat).

Kara sistemleri: Rusya hâlâ daha fazla tank ve topa sahip, Ukrayna Batı menşeli Leopard, Abrams, Challenger, Bradley ve HIMARS/M270 ile nicelik dezavantajını nitelikle dengelemeye çalışıyor.

Hava ve füze: Rusya hava gücünde açıkça üstün (800–1000 savaş uçağı vs Ukrayna’nın 60–90 + F-16’lar). Ukrayna Patriot, NASAMS ve yerli/üretilen İHA’larla savunma ve karşı saldırı yapıyor, 2026’da milyonlarca İHA üretme kapasitesine ulaştı.

Üretim: Rusya savaş ekonomisine geçmiş durumda (yıllık yüzlerce tank ve zırhlı araç). Ukrayna yerli İHA ve mühimmat üretiminde sıçrama yaptı, ihtiyaçlarının yarısından fazlasını artık kendi karşılıyor.

KonuşlanmaRusya’nın avantajı stratejik derinliğidir. Kendi toprağından ya da Belarus’tan ikmal yapabilir. Nükleer silah ve uzun menzilli füze stoğu da bu derinliğin parçasıdır.Dezavantajı da aynı yerdedir. Cephe uzundur. Alınan her kasaba tutulmak zorundadır. İHA kuşağı, 15–25 kilometrelik bir “öldürme alanı” yaratmıştır, dolayısıyla toplu yığınak pahalıya patlayabilir.

Ukrayna’nın avantajı savunmadır. Kendi lojistiğine daha yakındır, Batı istihbaratıyla hedefi görür ve kısa hatlarda karşı saldırı yapabilir. Dezavantajı insan ve hava gücüdür. Cepheyi doldurmak için seferberlik baskısı artabilir. F-16 sayısı sınırlıdır. Rusya hâlâ daha çok savaş uçağına, heli­koptere ve balistik füzeye sahiptir.

Özetle Rusya nicelik ve stratejik derinlik avantajını koruyor; Ukrayna ise savunma, İHA, istihbarat ve Batı sistemleri sayesinde taktik üstünlük alanları yaratabiliyor. Ancak her iki taraf da sürdürülebilirlik sorunu yaşıyor.

5. Bundan sonraki muhtemel senaryolar

Yakın vadede savaşın “tek kazananla” bitmesi ihtimali zayıf duruyor. En sık konuşulan üç senaryo aşağıdadır.

*           Yıpratma savaşı sürerBu, bugünkü şartlara en yakın senaryodur. Cephe büyük ölçüde yerinde kalır. Taraflar birbirine tamamen diz çöktüremez. Kara savaşı yavaş ilerler; asıl yıpratma İHA, füze, enerji altyapısı ve lojistik hattında yürür. Rusya küçük alanlar alır, yüksek kayıp verir. Ukrayna bazı kesimleri geri alır, harita fazla bir değişiklik olmaz. Bütçe ve nüfus kapasitesi radikal değişimler geçirir.

Savaş bitmez ancak son derece pahalılaşır. Ukrayna uzun süreli savunma ekonomisinde kalır. Avrupa silah ve krediyi yükünü taşırken ABD’nin rolü inişli çıkışlı olur. Rusya hedefinden resmi olarak vazgeçmez, ama zafer de ilan edemez.

*           Çatışma donarİkinci büyük olasılık, silahların tamamen susması değil, hattın fiilen durmasıdır. Resmi ve kalıcı bir barış antlaşması olmayabilir. Ateşkes zayıf kalabilir. Hat bugünkü çizgide kilitlenir. Ukrayna NATO’ya girmez. Bazı yaptırımlar gevşetilir. Rusya’nın elindeki toprak fiilen kabul edilir, hukuken tam tanınmayabilir.

Kiev bunu kaybı mühürlemek sayarken Moskova “kök nedenler çözüldü” diye anlatabilir. Asıl risk, donmanın barış değil mola olmasıdır. Gözlem zayıf kalırsa İHA savaşı ve sınır ihlalleri sürebilir. 2014’ten sonra Donbas’ta görülen tablo, küçük ölçekte budur.

*           Ne savaş ne barışÜçüncü yol, ikisinin karışımıdır. Görüşmeler açılır, kapanır. Esir takası yapılır. “İlerleme var” denir, sonra geri çekilir. Cephe büyük saldırı görmez, hava saldırıları aralıklarla sürer. Hiçbir taraf büyük taviz vermediğini söyleyebilir. Belirsizlik bilinçli olarak korunur.

Sonuç, resmi barış kadar resmi savaş da olmamasıdır. Ukrayna devlet olarak ayakta kalır ama yatırım, savaş öncesine dönüş ve uzun vadeli güvenlik askıda durur. Rusya mevcut kontrolünü sürdürür ancak resmi tanıma sağlayamaz. Gerginlik devam edeceği için Avrupa hem Kiev’i hem kendi silahlanmasını finanse etmek zorunda kalır.

Üç senaryonun da ortak yanı şudur: Kesin Rus zaferi de, Ukrayna’nın 1991 sınırlarına dönüşü de yakın vadede zayıf bir ihtimaldir. Çözülmesi gerekli sorunlar, toprak, güvenlik garantisi ve dış destekte düğümlenmektedir. Bunlar çözülmeden atılacak her imza, barış değil, olsa olsa bir sonraki evrenin başlangıcı olabilir.

6. Savaşın başından itibaren Türkiye’ye etkileri

Türkiye bu savaşta en AB kadar hatta daha fazla etkilenme potansiyeli olan bir ülkedir. Karadeniz’in en uzun kıyısına sahiptir, Boğazları yönetir, NATO üyesidir, Rusya ile enerji ve turizm bağı kopmamıştır, Ukrayna ile de erken dönemden itibaren silah ve siyasi ilişki kurmuştur. Bu yüzden Ankara “tarafını seç” baskısını en çok hisseden başkentlerden biridir. Çizgisi başından beri şudur: Kanalları kapatma, arabuluculuğu bırakma, Karadeniz’i savaş denizi haline getirme. Bunu bir dereceye kadar başarmıştır da. Ama iki tarafça da vurulan ticaret gemilerinden ülke içlerine kadar giren İHA’lar da her şeyin beklendiği gibi ilerlemediğinin göstergesidir.

Arabuluculuk: En somut diplomatik başarı, 22 Temmuz 2022’de İstanbul’da imzalanan Karadeniz Tahıl Girişimi’dir. BM ile birlikte kurulan düzen, yaklaşık 33 milyon ton Ukrayna tahılının dünya piyasasına çıkmasını sağladı. Afrika ve Ortadoğu’daki gıda şokunu sınırladı, navlun ve fiyat baskısını bir süre kesti. Rusya 2023’te kendi tarım ve gübre ihracatının önünün açılmadığını öne sürerek çekildi. Koridor fiilen kapandı; Ukrayna sonra kendi kıyı hattıyla kısmen devam etti, risk yükseldi.

2026 yazında Ankara yeniden masaya döndü. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, her iki tarafla temas halinde yeni bir tahıl/seyir planı hazırladıklarını, mümkünse 2022’dekine benzer bir düzen istediklerini açıkladı. Ayrıca savaş durmuyorsa bile Karadeniz seyri ve enerji altyapısı için “moratoryum”, yani bazı hedeflerin vurulmamasını öneri olarak getirdi. Rusya bu tür bir duraklatmaya sıcak bakmadığını duyurdu.

Montrö: Boğazları kısıtlamak ama denizi kilitlememekŞubat 2022’de Türkiye, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni işleterek savaşan tarafların savaş gemilerinin Boğazlardan geçişini kısıtladı. Karadeniz’e kıyısı olmayan devletlerin savaş gemisi zaten sözleşmede süre ve tonajla sınırlıdır, savaş ilanı bu kapıyı daha da daralttı. Rusya’nın asıl filosu zaten içerideydi, Ukrayna’nın ciddi donanması yoktu, NATO takviyesi de giremedi. Kısa vadede bu, Karadeniz’deki mevcut Rus üstünlüğünü korudu. Ama Rusya da Akdeniz’deki gemilerini Boğaz’dan içeri sokamadı. Türkiye Montrö ile İstanbul önünü büyük bir filo yığınağına kapatmayı amaçladı. Bunu büyük oranda başardığı da söylenebilir. Batı “daha fazla gemi geçir” diye bastırırken, karşı taraftan “Boğazı tamamen kapat” baskısı geldi. Ankara ikisini de tam yapmadı. Kapısına kadar dayanan çatışma riskini sönümlemeyi başardığı söylenebilir.

Savunma sanayii: Savaşın ilk aylarında Türk SİHA’sı Bayraktar TB2, Ukrayna’nın en görünür silahlarından biri oldu. Konvoy ve zırhlı hedeflere karşı kullanıldı, hem sahada hem kamuoyunda etkisi büyük oldu. Türkiye’nin savunma markası da bu vesileyle  podyuma çıkmış oldu. Bu ilişki, 2022’de birdenbire doğmuş bir bağ değildir. 2014’ten sonra modernizasyon arıyan Kiev’le, ihracat ve teknoloji ortağı arayan Ankara’nın yolları kesilmişti. TB2 satışı, motor ve deniz projeleri işgalden önce başlamıştı.

Ukrayna, Türk İHA ve hava platformları için kritik bir motor tedarikçisiydi. Ivchenko-Progress ve Motor Siç hattından gelen turboprop ve küçük gaz türbinleri, Türkiye’nin kendi motorunu henüz oturtamadığı dönemde Bayraktar ve diğer hava araçlarının kalbiydi. Denizde de Türkiye, Ukrayna Donanması için Ada sınıfı korvet inşa etmeye başlamıştı. İlk gemi Hetman İvan Mazepa İstanbul’da denize indirildi; savaş çıkınca teslimat ve ikinci gemi işi savaş koşullarına kaydı.

Sonraki yıllarda tablo değişti ama ilişki kesilmedi. Rusya hava savunmasını sıkılaştırınca TB2’nin kaybı arttı, rolü küçüldü. Yerine daha küçük FPV’ler ve uzun menzilli İHA’lar geçti. Türkiye ise tek ürüne kilitlenmedi. BMC Kirpi zırhlıları sahaya çıktı. Baykar Ukrayna’da tesis kurma işine girdi. Yani bağ “birkaç dron satışı” olmaktan çıkıp ortak üretim ve tamir hattına kaydı.

2025–2026’da denge daha dolaylı hale geldi. Erdoğan, NATO’nun PURL mekanizmasına katkı açıklayarak Avrupa’nın ödeyip silah aldığı hatta Türkiye’nin de gireceğini söyledi. 2026 yazında ise stoktaki ABD menşeli M270, ATACMS ve mühimmatın Ukrayna’ya aktarımı Washington kaydına düştü. Ankara hâlâ bağışçı gibi görünmek istemez; satar, aktarır, ortak üretir, rakamları da her zaman açıklamaz. Bu da son derece doğaldır. Rusya ile gaz, turizm, Akkuyu ve diplomatik kanal durmamıştır. Türkiye finans, teknoloji, nakliye vb. yaptırımlara katılmamıştır. Erken dönemdeki “görünür silah ortağı” görüntüsü bu yüzden yumuşadı. Amaç Kiev ile kopmamak, Moskova ile de köprüleri atmamaktır.

Ekonomi ve enerji: iki pazarı birden tutmakTürkiye bu savaşta ekonomisini tek tarafa bağlamadı. Rusya’dan doğalgaz alımı devam etti, Rus turist gelmeye devam etti, Akkuyu nükleer santralinin Rusya tarafından inşası sürdürüldü. Ukrayna’dan tahıl, mısır ve hurda-çelik almaya devam ediyor, savaş bitince inşaat işi planlamalarını da sürdürüyor. Bu bir denge tercihiydi ve bugüne kadar bazı hasar ve risklerle yüzleşme pahasına devam ettirildi. Aynı zamanda iki ülkeye de bağımlı olmanın bir sonucudur denebilir.

Savaş boyunca Türk Akımı ve Mavi Akım çalıştı. Aralık 2025’te BOTAŞ, Gazprom ile 2026 sonuna kadar yaklaşık 21,75 milyar metreküplük boru gazı sözleşmesini bir yıl uzattı. Türkiye hâlâ gazının önemli bir kısmını Rusya’dan alıyor. Ukrayna üzerinden Avrupa’ya giden transit hattı 2025 başında durunca, Ankara Rus gazını kendi şebekesinden geçirip Avrupa’ya satma, yani bir “gaz merkezi” olma fikrini de konuşmaya başladı. Ancak bu Batı için yaptırımların delinmesi anlamına geliyor.

Rusya-Türkiye ilişkisinde Akkuyu ayrı bir yer tutmaktadır. Santral Mersin’dedir. Yapımı ve işletmesi Rus devlet şirketi Rosatom’dadır. 2026’da Erdoğan ve Putin, ilk ünitenin devreye girmesini konuştu.

Turizm de bu bağın parçasıdır. Putin 2026’da, bir önceki yıl Türkiye’ye yaklaşık 7 milyon Rus turist geldiğini söyledi. Tarım ticareti de kesilmedi. Türkiye Batı yaptırımlarına katılmadı.

Ukrayna pazarı da kapanmadı. 2025’te iki ülke ticareti resmi rakamlara göre yaklaşık 6,6 milyar dolar oldu. Serbest ticaret anlaşması 3 Şubat 2022’de, işgalden hemen önce Kiev’de imzalandı. Türkiye onayını 2024’te bitirdi. Ukrayna parlamentosu Temmuz 2026’da onayladı. Türkiye, savaş sonrası yeniden inşa, müteahhitlik, lojistik ve enerji işlerini de hesap etmektedir.

Türk gemileri iki ateş arasındaTürkiye için en somut ve herkesin yokmuş gibi davranmaya çalıştığı risk burasıdır. Karadeniz’de savaş, 2025 sonu ve 2026’da ticaret filolarına sıçradı. Rusya, Ukrayna limanlarından çıkan tahıl ve yağ gemilerini vurdu. Ukrayna ise Rusya’nın yaptırımı delen “gölge filo'sunu” ve Rusya’ya çalışan tankerleri deniz İHA’larıyla hedef aldı. Türkiye her iki ülkeyle de ticaret yaptığı için gemileri de doğal iki hedef listene da kaynak sağladı.

Türk Armatörler Birliği’nin 2022–Ağustos 2026 derlemesine göre teyit edilen saldırılarda onlarca Türk sahipli veya Türk kontrollü gemi var. Savaşın ilk gününde Odesa açıklarında Yasa Jupiter vuruldu. Sonraki yıllarda Cenk T, VIVA, ATA-2, Reyhan Sarı, ANT gibi Türk bağlantılı gemiler füze, İHA veya mayına yakalandı. 2026 yazında saldırılar sertleşti; Türk denizci Savaş Çakar’ın ölümü, başka mürettebatın yaralanması olayı “uzak savaş” olmaktan çıkardı. Rusya çoğu zaman Ukrayna’ya giden yükü, Ukrayna çoğu zaman Rusya’dan çıkan enerji ve kömür yükünü vurdu. Ankara her iki tarafa da “sivil gemiye dokunmayın” dedi. Ama kimse dinlemedi maalesef. Mayın da durmadı, sürüklenen mayınlar Romanya açıklarını ve ticari rotaları kirletti.

Kısaca Türkiye tarafsız kalsa da filosu tarafsız muamelesi görmedi. Sigorta primleri yükseldi, rotalar uzadı, Karadeniz ticareti kârdan öte risk hesabına döndü.

Hava: Ülke derinliklerine yönelen savaş riskiAralık 2025’te savaş Türk hava sahasına da taştı. 15 Aralık’ta Karadeniz’den gelen bir İHA tespit edildi. F-16’lar takip etti; araç Çankırı–Elmadağ hattında, meskûn mahal dışında AIM-9X ile düşürüldü. O sırada Esenboğa’ya yaklaşan yolcu uçakları Konya’ya yönlendirildi. Günler içinde Kocaeli/İzmit kırsalında Rus tipi Orlan-10, Balıkesir’de Merlin VR tipi keşif aracı bulundu. Resmi dil çoğu zaman “kontrolden çıktı” oldu.

Asıl tartışma bundan sonra başladı. Muhalefet ve bir kısım uzman, Ankara yakınına kadar gelmesini zaaf saydı. Soru basitti: neden daha erkenden, henüz sahildeyken vurulmadı? CHP Genel Başkanı Özgür Özel, ilk tespitin NATO radar ağı ve İspanya’daki NATO komutanlığı üzerinden yapıldığını, F-16’ların Konya ve Eskişehir’den kalktığını, vurma yetkisinin iki saat geciktiğini iddia etti. İletişim Başkanlığı bunu “dezenformasyon” saydı. Genelkurmay’ın yetkiyi Hava Kuvvetleri’ne gecikmeden devrettiğini, barış dönemi usulünün uygulandığını söyledi. Milli Savunma Bakanlığı da “NATO ve milli kontroldeki F-16’lar” ifadesini kendi açıklamasında kullandı; hava savunmasının NATO’ya entegre, katmanlı bir yapı olduğunu, zaaf olmadığını savundu. S-400’ün neden kullanılmadığı sorusuna ise resmî çevreler, bu sistemin küçük İHA için uygun olmadığı gibi inandırıcılığı çok kuvvetli olmayan bir cevaplarla yetindi.

İki nokta açıkta kaldı. Birincisi, Çankırı’da vurulan İHA’nın kime ait olduğu kamuoyuna net söylenmedi; enkaz parçalandığı için bulunamadı. İkincisi, Kocaeli ve Balıkesir’deki araçlar vatandaş ihbarıyla ortaya çıktı. Hükümet sürecin başarıyla yönetildiğini söylese de muhalefete göre gerek tespit gerekse tedbir alma bölümü yersiz kaldı. Kesin olan şudur: savaş artık yalnızca Odesa’da değil, İstanbul’un hinterlandında ve başkent semalarında hissedildi.

İki blok arasında kalma riskiTürkiye’nin asıl stratejik sıkışması buradadır. NATO üyesidir; F-16, Patriot tartışması, istihbarat ve Batı silah mimarisi bu kulübe bağlıdır. Aynı zamanda Rusya’dan gaz alır, Akkuyu’yu Rusya ile yapar, S-400 alımının maliyetini hâlâ taşır, turizm ve tarım ticaretini koparmak istemez. Batı, “daha fazla silah, daha sert yaptırım, gölge filoya geçit verme” der. Moskova, “Boğazı açık tut, yaptırıma katılma, arabulucu kal” der. Kiev ise erken dönemdeki TB2 coşkusunun sürmesini ister.

2025’ten sonra risk büyüdü. ABD yardımı Avrupa’ya kayınca NATO içinde “yükü kim taşır” tartışması sertleşti. Karadeniz’de Ukrayna’nın gölge filoyu vurması, yaptırımlı Rus tankerlerini Türk kıyısına yaklaştırdı. Avrupa, Türkiye’den geçidi sıkılaştırmasını bekleyebilir. Rusya bunu düşmanlık sayabilir. Tersi olursa, yani Ankara Rusya ticaretine fazla alan açarsa, Batı “yaptırımı deliyorsun” diyebilir. Denge politikası barış zamanında maharetken, savaş uzayınca maliyet anlamına gelebilir.

Bir de “sonrası” riski vardır. Ateşkes veya donma gelirse Avrupa, Karadeniz güvenliği için Türkiye’ye operasyonel rol biçebilir. Fidan, olası bir barışta deniz emniyeti görevinin Türkiye’ye verilmesinin konuşulduğunu söyledi. Bu hem fırsat ama hem de tuzak olarak okunabilir. Fırsat, bölgesel aktörlüğün tescilidir. Tuzak, Türkiye’nin denetleyici güç olarak iki tarafın da hışmına hedef olma ihtimalidir. Zira Türkiye iki tarafa da çözmeyi göze alamayacağı kadar risk düğümleriyle bağlıdır.

Sonuç olarak Türkiye savaşı durduramaz. Ama savaş Karadeniz’e ve kendi sahiline taştıkça “arada kalmak” artık konfor değil, güvenlik sorunudur. Bundan sonra Ankara’nın başarısı, iki başkentle konuşmayı sürdürüp konuşmayı kendi gemisine, kendi havasına ve kendi Boğazına zarar vermeyen bir düzene çevirip çeviremeyeceğidir.

Faydalanılan kaynaklar

https://en.kremlin.ru/events/president/news/66181https://www.prlib.ru/en/article-vladimir-putin-historical-unity-russians-and-ukrainianshttps://www.nato.int/cps/en/natohq/topics_49212.htmhttps://nsarchive.gwu.edu/briefing-book/russia-programs/2017-12-12/nato-expansion-what-gorbachev-heardhttps://www.un.org/en/ga/search/view_doc.asp?symbol=A/49/765https://www.osce.org/files/f/documents/5/6/39501.pdfhttps://www.understandingwar.org/https://www.cfr.org/articles/a-turning-point-in-ukrainehttps://www.cfr.org/articles/how-much-us-aid-going-ukrainehttps://www.cfr.org/articles/how-north-korea-has-bolstered-russias-war-ukrainehttps://www.crisisgroup.org/europe-central-asia/eastern-europe/ukrainehttps://www.un.org/en/black-sea-grain-initiativehttps://www.bbc.com/news/world-europe-60506682https://www.bbc.com/turkce/articles/c8e9g6ndn86ohttps://www.bbc.com/turkce/articles/c78y8071dw5ohttps://www.congress.gov/crs-product/IF12040https://www.kielinstitut.de/topics/war-against-ukraine/ukraine-support-tracker/https://commonslibrary.parliament.uk/research-briefings/cbp-10308/https://www.consilium.europa.eu/en/policies/eu-response-ukraine-invasion/https://www.pewresearch.org/short-reads/2026/07/21/us-foreign-aid-is-plunging-in-second-trump-administration/https://www.reuters.com/business/energy/russias-growing-energy-ties-with-china-since-ukraine-war-2026-05-19/https://www.reuters.com/world/middle-east/turkey-finds-russian-orlan-10-drone-northwestern-city-interior-ministry-2025-12-19/https://www.csis.org/analysis/closer-look-yelabuga-uav-factoryhttps://www.iiss.org/publications/the-military-balance/https://www.oryxspioenkop.com/2022/02/attack-on-europe-documenting-equipment.htmlhttps://www.globsec.org/what-we-do/publications/seven-security-scenarios-russian-war-ukraine-2026-2027https://theins.press/en/news/296405https://www.clingendael.org/publication/managed-disorder-hard-road-modest-peace-russia-after-ukrainehttps://www.indyturk.com/node/777577https://www.mfa.gov.tr/https://www.usnews.com/news/world/articles/2026-08-31/turkey-says-it-has-black-sea-grain-plan-and-is-in-contact-with-russia-ukrainehttps://www.dw.com/tr/tah%C4%B1l-anla%C5%9Fmas%C4%B1-rusyadan-karadenizde-moratoryuma-ret/a-78585611https://united24media.com/war-in-ukraine/turkiye-joins-natos-purl-mechanism-to-help-finance-weapons-for-ukraine-20579https://kyivindependent.com/ukraine-buys-70-atacms-missiles-other-us-weapons-from-turkey-in-major-defense-package/https://turdef.com/article/tuerkiye-transfers-dpicm-hauling-artillery-rounds-to-ukrainehttps://defence-blog.com/from-syria-to-ukraine-turkish-kirpis-face-a-new-war/https://www.dailysabah.com/business/economy/ukraine-ratifies-fta-with-turkiye-to-mark-new-era-of-economic-co-ophttps://en.interfax.com.ua/news/economic/1185645.htmlhttps://www.spglobal.com/energy/en/news-research/latest-news/agriculture/073026-black-sea-tensions-lift-turkish-corn-prices-ahead-of-harvesthttps://tr.euronews.com/2026/09/01/erdogan-kazakistanda-putin-ile-gorustu-akkuyunun-acilisini-bekliyoruzhttps://tr.euronews.com/2025/12/19/kocaelinde-iha-dustu-inceleme-baslatildihttps://www.seanews.com.tr/article/over-20-turkish-ships-targeted-in-the-black-sea-since-2022-msinnk20https://www.turkishminute.com/2026/08/28/turkish-shipowners-warn-black-sea-attacks-could-push-companies-into-bankruptcy/https://www.turkishminute.com/2025/12/29/erdogan-delayed-shooting-down-of-drone-in-turkish-airspace-by-2-hours-opposition-leader/

 

Mesaj Bırakın, Fikirlerinizi Söyleyin

© 2025 by Askeri Analiz.

bottom of page