top of page

Irak’ta 30 Eylül Eşiği: ABD Varlığı, Sincar, Başika ve Kalkınma Yolu

Oct 1
13 min read


30 Eylül 2026, Bağdat için bir takvim yaprağından öte bir şey. ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyonun Irak’taki askerî misyonu bu tarih itibarıyla sona ermiş oldu. CENTCOM Erbil Hava Üssü’nden çıkışın tamamladığını açıkladı, Başbakan Ali ez-Zeydi bugünü Egemenlik Günü olarak ilan etti. 1 Ekim de aynı gelişmenin kutlanacağı resmi tatil ve kutlama günü olarak öne çıkmaktadır.

Öte yandan, New York’ta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin yayımladığı ortak metin başka bir eşiği daha işaret ediyor: Sincar’da devlet otoritesinin tesisi, “yasaklı yabancı silahlı unsurlar”ın tasfiyesi, Başika–Zilkan yerleşkesinin kademeli devri ve Kalkınma Yolu’nun hızlandırılması. Üç dosyanın aynı metinde zikredilmesi de tesadüf değil elbette. ABD’nin 23 yıllık kara gücü varlığı sona ererken asıl soru şudur: ABD’nin ardından Irak’ın kuzeyinde doğacak boşluğu kim dolduracak ve bu kapsamda Türkiye bu durumu hem güvenliğini sıkılaştırmak hem de ticaret yolunu ilerletmek için nasıl kullanacak?

Bu soruyu cevaplamak için önce 2003’ten sonraki Irak’ı, ardından bugünkü güç haritasını kısaca yerli yerine koymak gerekir. 30 Eylül ancak o zemin üzerinde tam ve gerçekçi şekilde okunabilir.

Saddam sonrası kısa Irak tarihi

2003 işgali yalnızca bir rejim devirmekle kalmadı, devleti de tamamen dağıttı. Saddam Hüseyin’in düşüşünden sonra Koalisyon Geçici Yönetimi Baas’ı tasfiye etti, orduyu lağvetti. Ortaya çıkan boşluğu milisler, aşiretler, cemaat ağları ve dış sponsorlar doldurdu. 2005 Anayasası federal bir yapı kurdu: Dış politika, ordu ve bütçe Bağdat’ta kalırken, kuzeydeki Kürt bölgesine özerklik verilmiş, diğer vilayetlerde ise sınırlı yerel yetkiler tanınmıştı. Kâğıtta yetki paylaşımı bu şekilde olsa da sahadaki denge ise vilayet sınırlarına göre değil, mezhep ve etnisite temeline oturmuştu.

Ülkenin yeniden inşası böylesine karmaşık ilişkiler ve yetki karmaşası üzerine bina edilince  karışıklıklar da gecikmedi. 2006–2008 yıllarında iç savaş eşiğine kadar gelindi. Bağdat ve orta Irak’ta Sünni–Şii çatışması, bombalı saldırılar ve sonrasında gelen mezhep temelinde yeniden bölünmüş bir şehir. 2007’de ABD Irak’taki asker sayısını artırdı, Anbar’daki Sünni aşiretler de El Kaide’ye karşı ABD ile iş birliği yoluna gidince mahalle savaşı bir süreliğine durmuş oldu. Ama bu durulma kalıcı bir siyaset değil, geçici bir güvenlik anlaşması mahiyetindeydi. 2008’de imzalanan Statü Anlaşması, Amerikan muharip gücünün 2011 sonunda çekilmesini öngördü. Çekilme gerçekleşti. Fakat Maliki hükümetinin Sünni siyaseti daraltması, orduyu partizanlaştırması ve Anbar–Musul hattındaki hoşnutsuzluk, 2014 Musul’una giden yolu açtı.

Haziran 2014’te Musul’un DAEŞ’in eline geçmesi, 2003 sonrası düzenin iflas belgesi gibiydi. Irak ordusu kuzeyde çözüldü, Kürt Peşmergesi hattı tutmaya çalıştı, Şii silahlı gruplar “Haşdi Şabi” çatısı altında seferber oldu. Ayetullah Sistani’nin fetvası bu seferberliğe dinî meşruiyet verdi. İran etkisi altındaki bazı tugaylar aynı çatıda hem DAEŞ’e karşı savaştı hem de kendi siyasi-askerî özerkliklerini büyüttü.

Türkiye 2015’te Musul’un kuzeydoğusunda, DAEŞ’e karşı yerel unsurları eğitmek ve kuzey Irak güvenlik kuşağını tutmak gerekçesiyle Başika–Zilkan’da eğitim yerleşkesi kurdu. Açık kaynaklarda yer alan bilgilere göre başlangıçta 150-300 kişi ve 15-20 tank ve zırhlı araç bandındaki yerleşke mevcudunun, sonraki yıllarda 500-600 kişiye, operasyon dönemlerinde zaman zaman çok daha üst rakamlara ulaştığı ifade edilmektedir.

2017’de DAEŞ toprak hâkimiyetini kaybetti. Aynı yıl Kürt Bölgesel Yönetimi’nin bağımsızlık referandumu Bağdat–Erbil krizini yeniden gündeme taşıdı, Kerkük federal güçlerin kontrolüne geçti.

2019 Tişrin protestoları ise başka bir çatlağı gösterdi; işsizlik, yolsuzluk ve milis tahakkümü. Bu kez isyan Sünni vilayetlerden veya DAEŞ’ten değil, Bağdat ve güneyindeki Şii gençlerden geldi. Talep iş ve hizmetti, hedef ise 2003 sonrası düzeni paylaşan partiler ve milislerdi. Devlet DAEŞ’i yenmişti ama kendi toplumuna iş ve adalet verememişti.

ABD, 2020’de Bağdat havalimanı yakınında, İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü komutanı Kasım Süleymani ile Haşdi Şaabi’nin yardımcısı Ebu Mehdi el-Mühendis’i öldürdü. Mühendis, Kataib Hizbullah’ın önde gelen ve Haşdi Şabi içindeki İran’a yakın tugayları devlet çatısı altında tutan isimdi. Çifte suikast böylece Irak’ı artık ABD–İran rekabetinin de doğrudan hesaplaşma alanına çevirmiş oldu.

2021’den itibaren tablo yavaş yavaş değişmeye başladı. DAEŞ’in vilayet tipi varlığı bitti, yeraltı ağından ibaret kaldı. Buna bağlı olarak, koalisyon eğitimi ve istihbarat desteği sürse de muharip görüntü küçüldü. 2024’te Washington ile Bağdat, koalisyonun askerî misyonunu kademeli sona erdirme takviminde uzlaştı. Hedef tarih 30 Eylül 2026 olarak kararlaştırıldı. Bu süre içinde Ayn el-Esed gibi büyük üsler Irak’a devredildi, kalan Amerikan unsurları ağırlıkla Erbil–Harir hattına toplandı.

2025–2026, Irak’ı yeniden bölgesel savaşın eşiğine getirdi. ABD ve İsrail’in İran’la çatışması yalnızca Tahran’ı değil, Bağdat’taki milis sahasını da hareketlendirdi. Üslere ve konvoylara yönelik saldırılar arttı, Hürmüz’de tanker hattı gerilince enerji ve ticaret riski Irak’ın kapısına kadar geldi. Bağdat bir yandan Tahran’ın vekil güçlerini dizginlemeye, bir yandan da Washington’ın çekilme takvimini ayakta tutmaya çalıştı. Mayıs 2026’da Ali ez-Zeydi başbakan oldu. Hükümetinin iki vaadi vardı. Silahlı güçleri devlete bağlamak ve yabancı askerî varlığı sona erdirmek. 23 Eylül 2026’da New York’ta Türkiye ile yayımlanan metin, aynı paketin bir ayağı olarak ortaya çıktı. 30 Eylül eşiği de böylece ortaya çıkmış oldu.

Irak’ta mevcut güç merkezleri ve unsurlar

Bugünkü Irak tek merkezli bir devlet değil, bilakis üst üste binen yetki katmanları görünümü vermektedir.

 

*           Federal hükümet ve Başbakanlık

 Ali ez-Zeydi’nin Bağdat’ı, anayasal olarak silahlı kuvvetlerin ve bütçenin merkezidir. “Egemenlik Bayramı” söylemi de buradan gelmektedir. Ama başbakanın gücü, Şii koordinasyonu çerçevesindeki partilerin, milislerin ve Erbil’in rızasıyla sınırlıdır. Zeydi’nin milis silah bırakma takvimini 30 Eylül’den 30 Haziran 2027’ye ötelemesi de bu sınırın itirafı gibidir.


*           Şii siyasi blok ve Haşdi Şaabi

2014’te kurulan Haşdi Şaabi kâğıt üzerinde bir devlet kurumudur. Maaş, rütbe ve yasal dayanağını Bağdat’tan alır. Sahada ise tek bir komuta yoktur, aynı şemsiye altında ayrı ayrı silahlı gruplar söz konusudur.

Bir uçta Bedir gibi daha kurumsal görünen yapılar vardır. Bunlar partiye, parlamentoya ve resmi güvenlik ağına daha yakındır, “devlete entegre olmak” dilini daha kolay kullanırlar. Diğer uçta Kataib Hizbullah, Nüceba ve Seyyid eş-Şüheda durur. Bunlar İran’a daha bağlı, kendi komuta zincirleri olan, ABD hedeflerine saldırı geçmişi olan gruplardır. 2026’da silah teslim etmeyi en sert şekilde reddedenler de bunlardır.

Ortada kalan bazı küçük birimler ise hükümetin çağrısına uyup güvenlik güçlerine katılmayı kabul etmiştir. Yani Haşdi Şabi’nin bir kısmı üniformaya geçerken, asıl çekirdek kısım ise silah bırakmıyor. 30 Eylül’den sonra 90 günlük ateşkes süresi konuşulsa da asıl silahsızlanma hedefi 30 Haziran 2027’ye ötelenmiştir.

*           Merciiye (Merci-i taklid) ve toplumsal meşruiyet

Necef’teki merciiye, özellikle Sistani hattı, hâlâ Şii sahasının ahlaki çıpasıdır. Seçilmiş bir makam değildir, fiilen bir silahlı güç komutası da yoktur. Gücü hukuktan değil, taklitten gelir, geniş bir kesim dinî meselede ona bakar, siyasi krizlerde de sözünün ağırlığı vardır. Yani özgül ağırlığı hayli yüksek bir makamdır.

2014 fetvası tam bu yüzden etkili olmuş, devlet dağılınca insanlar Bağdat’ın çağrısından çok Sistani’nin “savunmaya katılın” sözüne sarılmıştır. Ancak seferberlik orduya katılım diye okunmalıyken, sahada milisler de bu meşruiyetin altına girince bugünkü yapının ortaya çıkışı kolaylaşmıştır. Bugün aynı merci “silah yalnızca devlette olsun” da diyebilir. Bu söz milisleri dağıtmaz tabiki ama onların “dinî görev” kılıfını zayıflatabilir. Zira Kataib Hizbullah’ın veya Haşdi Şabi içindeki diğer grupların komuta zinciri Necef’te değil, kendi örgütünde ve Tahran hattındadır. Sistani’nin ağırlığı veto hakkı gibi okunabilir ama bir emir komuta makamı değildir.

Sistani 2026’da hâlâ Necef’in en etkili mercii-i taklidi olsa da tek ve resmî bir makam olduğu anlamına gelmez. Şii fıkhında birden fazla merci bulunur ve Irak’taki ağırlık bugün ondadır.

 

Kürt Bölgesel Yönetimi

Kürt Bölgesel Yönetimi tek parça görünse de içeride iki başlıdır. Erbil’de KDP, Süleymaniye’de KYB hakimiyeti söz konusudur. Bölgenin parlamentosu ve hükümeti ortak çatı altındadır, ancak güvenlik konuları aynı anlayışla yürümez. Peşmerge kâğıt üzerinde tek ordu gibi görülse de fiilen iki ayrı komuta, iki ayrı maaş düzeni, iki ayrı silah depolama sistemi söz konusudur. Tarafların biri Erbil’e bakarken, diğeri Süleymaniye’den yönlendirilmektedir. “Birleşme” yıllardır konuşulsa da 2026’da da henüz tam birleşme sağlanamamıştır.

ABD bu parçalı yapıyı uzun süre dışarıdan destekledi. Peşmerge’ye eğitim, maaş katkısı ve silah desteği veren mutabakatın süresi 30 Eylül 2026 itibarıyla doldu. Koalisyonun çıkışı Erbil için yalnızca bir üssün boşalması demek değildir. Eğitim kadrosu, lojistik ve finansman kanalları da belirsizleşti. Bundan sonra Peşmerge ya Bağdat bütçesine daha çok yaslanacak ya da kendi kaynaklarıyla idare etmeyi deneyecektir. İki ihtimal de KDP–KYB rekabetini daha da sertleştirme riski taşımaktadır.

Bağdat–Erbil geriliminin problem sahaları halen ortada durmaktadır. Kerkük dosyası hem petrol hem de kimlik problemleri içermektedir. 2017 referandumundan sonra federal güçlerin aldığı sahada hak iddiası bitmemiştir. Makam paylaşımı ve bölgenin bütçeden aldığı pay her yıl yeniden gündeme gelmektedir. Erbil ısrarla anayasal payın yatmadığını iddia ederken, Bağdat ise önce petrol satışının ve gelirin ortak hesaba yansıtılmasını istemektedir.

30 Eylül sonrası asıl risk de burada yatmaktadır. ABD’nin askerî şemsiyesi kalkınca Kürt Bölgesel Yönetimi iki yönden açıkta kalmış gibidir. Bundan sonra bir yandan İran’a yakın milislerin baskısı artarken, diğer yandan da Bağdat’ın, bütçe ve güvenlik üzerinden merkezîleşmeyi sıkılaştırma çalışmaları artabilecektir.

Türkiye için bunun pratikte anlamı şudur: Sincar ve Musul hattında muhatap sadece Erbil değildir. Peşmerge’nin hangi kanadının sahaya ineceği, Sincar’daki uygulamanın hızını da etkilecetir. Öte yandan Bağdat egemenlik fotoğrafı görmek isterken, İran’a yakın milisler de bölgede ortaya çıkacak boşlukları doldurmaya çalışacaktır. Yani Sincar ve Başika uygulamaları tüm bu denklemin ortasında yol bulmakta zorlanabilir. Sincar bu çelişkinin ortasında yol bulmakta zorlanırsa Başika devri de aynı yerde takılır kalacaktır.


Sünni Arap siyaseti ve Musul hattı. 

2014’teki DEAŞ işgali, Sünni sahayı yalnızca askerî olarak değil siyasi olarak da zaafa uğratmıştır. Musul’un DAEŞ’e geçmesi, ardından gelen savaş ve göç, Anbar–Selahaddin–Musul üçgenindeki yerel düzeni dağıtmıştır. Eski parti ve meclis ağırlığı erimiş, yerine aşiretler, yerel silahlı gruplar ve Bağdat’ın atadığı valiler, kaymakamlar kalmıştır. Yani bugün bu hatta tek bir Sünni merkez değil, paylaşılmış ve zayıf bir saha söz konusudur.

Başika Musul’un kuzeydoğusundadır. Aynı vilayetten geçmesi öngörülen Kalkınma Yolu ise Basra’daki Faw limanını Musul üzerinden Türkiye’ye, oradan Avrupa’ya bağlamayı hedefleyen kara ve demiryolu koridorudur. Proje 2023–24’te Bağdat ve Ankara’nın ortak diline girmiştir. Liman, otoyol ve demiryolu etütleriyle ilerlese de güvenlik ve finansman konusu hâlâ önemli bir problemdir. Musul hattındaki asayişi kimin kontrol edeceği hem bu koridorun temposunu hem de Başika’nın devir sürecini etkileyecektir.

Sünni aktörlerin korkusu çifttir. Bir yanda Haşdi Şaabi ve İran’a yakın grupların “koruma” adı altında yerleşmesi, diğer yanda ise Kürt partilerinin Kerkük ve Nineva ovalarına doğru nüfuz genişletmesi. İkisi arasında sıkışınca Türkiye seçeneği öne çıkar. Bu seçenek eğitim, ticaret, sınır kapısı ve Başika hattı vasıtasıyla Bağdat ile Erbil arasında bir denge aracı gibi görülür. Bu durum elbette Sünni sahayı tek blok yapmaz, ama Ankara’nın Musul’daki muhatabının yalnızca federal hükümet veya Kürt Bölgesel Yönetimi olmadığını gösterir.


Devlet dışı silahlı yapılar

Bu başlık altında iki ayrı yapı öne çıkmaktadır. Biri DAEŞ artığı unsurlar, diğeri ise Sincar’daki PKK bağlantılı yapılanmadır. İkisi de devlet üniforması giymez ama ikisi de sahayı boş bırakmaz.

DAEŞ artık Musul’daki gibi vilayet elde tutma gücünden çok uzaktadır. 2017’de toprak hâkimiyeti bitmiştir. Kalan şey çöl, ada ve kırsaldaki küçük hücrelerden ibarettir. Yol kesme, suikast, intihar saldırısı potansiyeline sahip bu yapılar sistemik bir ordu değilse de bir türlü de söndürülemeyen bir ateş gibidir. Koalisyon çıkınca bu yapıdan kaynaklanacak asıl risk büyük işgal hareketleri değil, düşük yoğunluklu dalgaların yeniden sıklaşmasıdır.

Sincar da ayrı bir dosyadır. 2014’te DAEŞ Ezidi nüfusa katliam uyguladı. Dağdaki savunmanın bir parçası sonradan YBŞ (Sincar Direniş Birlikleri) ve PKK bağlantılı unsurlar olarak sahada kaldı. Ezidi toplumunun bir kesimi bunu hâlâ 2014’ün meşru sonucu olarak görür. Ankara ise aynı yapıyı Kandil–Sincar–Suriye geçişinin Irak ayağı sayar. 23 Eylül ortak basın açıklaması metnindeki “yasaklı yabancı silahlı unsur” formülü tam burayı işaret etmektedir.

Bağdat’ın aynı konuyu okuması biraz daha farklıdır. Sincar’da silahlı özerklik durduğu sürece “egemenlik tamam” denemez. O yüzden bu dosya Türkiye için koridor, Irak için egemenlik sınavı anlamına gelmektedir. Ama sonuç olarak bu belirsizlik bitmeden Sincar “temizlendi” denemeyeceği de açıktır.


Dış aktörler

Irak’ın iç dengesini konuşurken aynı coğrafyayı farklı maksatlarla kullanan en az dört dış aktörü aynı anda görmek gerekir.

İçerdeki aktörlerden birincisi İran’dır. Yalnızca diplomatik kanallarla değil, Haşdi Şabi içindeki yakın gruplar, ticaret, enerji ve ziyaret siyaseti üzerinden Bağdat’ın karar alma mekanizması üzerinde etkilidir. ABD çıktı diye Tahran’ın nüfuzunun da kendiliğinden ineceği düşünülmemelidir. Bilakis milis dosyası 2027’ye kayınca İran’ın veto kapasitesi aynı şekilde yerinde kalmaya devam edecektir.

ABD 30 Eylül itibarıyla askerî olarak Irak toprağından çıkmıştır. Ancak bu Washington’ın tam olarak çekildiği anlamına da gelmez. Büyükelçilik, şirketler, istihbarat ve silah ilişkisi aynen devam etmektedir. Koalisyonun Irak’taki karargâhı Ürdün’e alınmış, birliklerin bir kısmı da oraya ve bölgedeki diğer noktalara kaydırılmıştır. Yani çekilme, işgalin bittiğinin fotoğrafıdır fakat bölgesel askerî varlığın tasfiyesi anlamına da gelmemektedir.

Türkiye’nin kuzeydeki varlığı üç hat üzerine oturmuştur. Birincisi sınır ötesi operasyonlar ve üs ağıdır. 2019’dan itibaren Pençe harekâtlarıyla Zap–Avaşin–Hakurk–Haftanin kuşağında kalıcı üs bölgeleri kurulmuştur. 2020’de İletişim başkanlığınca resmen paylaşılan haritada 37 nokta görünüyordu. 2026’da bazı Kürt kaynakları toplamı 100’ün üzerine çıkarsa da bu rakam resmen teyitli değildir. İkincisi ve 23 Eylül’de Bağdat’a devri konuşulan yer ise bu dağ hattı değil, Musul önündeki Başika, üçüncüsü de Kalkınma Yolu Projesidir.

23 Eylül metni bu üç hattı Sincar dosyasına bağlamıştır. Ankara için mesele yalnızca PKK  da değildir, Musul kuşağında gerekli güvenlik ortamı oluşmadan Kalkınma Yolu koridoru açılamaz.

Suriye de bu hesaba dâhidir. Esad sonrası düzende Kuzeydoğu’daki SDG dosyası henüz kapanmış değildir. Sincar, Kandil ile Suriye Kürt hattı arasında köprü işlevi görmektedir. Oradaki silahlı yapı durduğu müddetçe Irak’taki “yasaklı yabancı silahlı unsurlar” tasfiyesi yarım kalacaktır.

Körfez sermayesi ise koridor konusunda daha temkinli ve soğuktur. Yani Faw limanı ve Kalkınma Yolu için para, törenle değil risk primi düşünülerek gelecektir. Dolayısıyla milislerin yolu vergilendirmesi veya Sincar’ın belirsiz kalması yatırımcıyı bekletecektir.

Harita bu şekilde dururken 30 Eylül’ü “işgal bitti” başlığına indirgemek sahayı kaçırmak demektir. Biten koalisyonun Irak toprağındaki misyonudur. Kalanları özetlersek; milisler ve terörist unsurlar, koridor, üs takası ve bölge içinde kaydırılmış Amerikan varlığıdır.


30 Eylül neyi bitirdi, neyi bitirmedi

Biten şey, 2014’te DAEŞ’e karşı kurulan uluslararası koalisyonun Irak toprağındaki askerî misyonudur. 30 Eylül 2026’da CENTCOM, Erbil Hava Üssü’nden personel ve teçhizatın çıkışını tamamladığını açıkladı. Pentagon, koalisyonun savaş misyonunun kapandığını ve ilişkinin ikili savunma zeminine geçtiğini duyurdu. Başbakan Ali ez-Zeydi aynı gün Bağdat’taki Egemenlik Günü töreninde görevin resmen bittiğini ilan etti. Victoria Üssü ve Bağdat havalimanındaki diplomatik destek sahası zaten daha önce devredilmişti.

Bitmeyenler ise daha uzundur. ABD’nin diplomatik varlığı, enerji ve inşaat şirketleri, istihbarat ilişkisi ve bölgedeki askerî rezervi halen durmaktadır. Irak’tan çıkan birliklerin bir kısmı evine değil, Ortadoğu’daki başta Ürdün olmak üzere mevcut diğer ABD üslerine kaydırıldı. Bu ağda açık kaynaklara göre kabaca 40–50 bin, gerilim dönemlerinde daha fazla personel bulunmaktadır. Hürmüz ve İran gerilimi bağlamında bu çekilmeyi fiilen yeniden konuşlanma diye okumak mümkündür.

DAEŞ ile mücadele yükümlülüğü kâğıt üzerinde Peşmerge dahil Irak güvenlik güçlerine geçmiştir. Bu arada hava savunma ve yakın hava desteği şemsiyesi kalkınca Erbil hattının milis İHA’larına karşı hassasiyeti de artmıştır.

Asıl kopuş ise milis takvimindedir. 30 Eylül itibarıyla silahın yalnızca devlette olması beklentisi yeni bir döneme kaydırıldı. Başbakan Ali Zeydi’nin planı artık şöyle: Önce 90 günlük karşılıklı sakinleşme, sonra kademeli silah teslimi, hedef 30 Haziran 2027. Bu tarihten sonra bağımsız silahlı yapıların yasadışı sayılacağı söyleniyor. Ama güçlü grupların bir kısmı bu takvimi kabul etmedi. Hatta bir kısmı silah bırakmayı reddetti ya da ağır koşullara bağladı. Koşulların özü şu şekilde ifade edilmektedir:

ABD’nin kara, deniz ve hava sahasından tamamen çıkması, Türkiye’nin kuzeydeki varlığının sona ermesi, PKK ve İran muhalifi yapıların ülkeden temizlenmesi, Irak hava sahasının üçüncü ülkelerin saldırısı için kullanılmaması, hava savunmasının güçlendirilmesi, Kürt Yönetimi sınırları ve geçişlerinin federal hükümet kontrolüne geçmesi. Bazıları bunu yeniden düzenleme olarak tarif ediyor ve yeniden silahlı mücadeleye dönüş haklarını saklı tuttuklarını da ifade ediyor. Kısaca Irak’ta yabancı muharip üs kâğıt üzerinde de olsa kalmazken, yerli gayriresmî silahlı grupların daha uzun süre gündemi işgal edeceği anlaşılıyor.


Koalisyon sonrası üç katmanlı bir güvenlik boşluğu söz konusudur;

Birinci katman kara ve hava desteğidir. Koalisyon son yıllarda asıl olarak eğitim, istihbarat paylaşımı ve sınırlı koruma sağlıyordu ama sahada Irak güçlerinin yerine geçmiyordu. Dolayısıyla bu destek düşünce 2014’teki gibi büyük bir çöküş beklenmemelidir. Ama Bağdat’ın DAEŞ artıklarını izleme, vurma ve hızlı takviye kapasitesinin zayıflayacağı söylenebilir. Kalan DEAŞ hücre  unsurlarının toparlanması, çöl ve sınır hattında düşük yoğunluklu saldırılara başvurmaları ya da intihar saldırıları, üs bölgelerine sızma ve yol kesme faaliyetleri söz konusu olabilir.

İkinci katman Kürt bölgesidir. Peşmerge’nin birleşme süreci ilan edilse de lojistik hâlâ dış desteğe duyarlıdır. ABD yardım mekanizmasının süresi 30 Eylül’de doldu. Erbil bundan sonra üç istikamete daha bağımlı bir dengeyi sürdürmek zorundadır: Bütçe için Bağdat, silah ve hava koruması için Washington, sınır ticareti ve güvenlik koordinasyonu için Türkiye. Bu üçlüden biri aksaması demek Kürt Yönetiminin hem savunması hem de siyasi manevra alanının daralması anlamına gelecektir.

Üçüncü katman milis–devlet rekabetidir. Yabancı askerin gidişi, İran’a yakın grupların silah bırakmama gerekçesini kâğıt üzerinde zayıflatsa da sahada ise tam tersi bir senaryo da oluşabilir. Şemsiye kalkınca milis bir anda asli koruyucu rolüne bürünebilir. Silahı bırakmaz, takvimi uzatır, hükümetin sınır, gümrük ve güvenlik kararlarını fiilen denetlemeye başlar. Zeydi’nin silah bırakma planı 2027’ye kaydıysa sebebi muhtemelen bu olabilir. Tehdit milisin gücünden ziyade  bu güçle devletin hassas döneminin aynı anda kesişmesidir.

Türkiye açısından boşluğun adı Sincar ve Musul kuzeyi olarak okunabilir. ABD çıktıktan sonra soru nettir: Bu hattı kim tutacak? Irak güvenlik güçleri mi, Haşdi Şabi mi, YBŞ mi? Yoksa yeniden ve daha etkin bir PKK koridoru mu açılacak? Yatırımcı için de aynı soru geçerlidir. Kalkınma Yolu ve Faw ancak bu hattın kimin elinde olduğu belli olursa somut finansman imkanı elde edebilir.


Sincar denklemi

Sincar (Şengal), 2014 Ezidi katliamının coğrafyasıdır. DAEŞ dağıldıktan sonra alana YBŞ ve PKK bağlantılı unsurlar yerleşmiştir. Ankara bunu Kandil–Sincar–Suriye lojistik hattının Irak ayağı olarak görmektedir. Bağdat ise Sincar’ı “yabancı silahlı unsur” dosyası olarak kendi egemenlik sınavının çözülmesi gerekli bir parçası saymaktadır.

23 Eylül metni bu yüzden önemlidir. “Devlet otoritesinin bütünüyle tesisi” ve “yasaklı yabancı silahlı unsurların varlığına son verilmesi” formülü, Türkiye’nin yıllardır duyduğu bir cümledir. Ama cümle operasyon planı değildir. Ezidi toplumunun bir kesimi YBŞ’yi 2014’ten kalan bir savunma unsuru görür, başka bir kesim ise silahların devlete geçmesinden yanadır. KYB’nin Sincar’daki nüfuzu, hem KDP’nin hem Bağdat’ın iddialarıyla çatışken, Haşdi Şabi bağlantılı yapılar da sahadan kolayca çıkmaya istekli değildir.

Sincar aynı zamanda Kalkınma Yolu’nun güvenlik eşiğidir. Kandil–Sincar–Suriye hattı, Musul batısından Türkiye’ye inecek koridorla kesişir. Bu nedenle Fidan’ın New York sonrası mesajı koşulludur: Irak yol haritasını işlettikçe Türkiye adım atacaktır. Yani Sincar, Başika’nın anahtarıdır. YBŞ silah bırakma sinyali verse bile asıl mesele uygulamadır.


Başika–Zilkan

Başika–Zilkan, 2015’te DAEŞ’e karşı kurulmuş bir eğitim ve konuşlanma noktasıdır. Musul’un yaklaşık 25 kilometre kuzeydoğusunda, Türkiye sınırının kabaca 150 kilometre güneyindedir. Pençe harekâtlarıyla sınır kuşağına kurulan dağ üslerinden farklıdır, daha içeridedir, Musul ovasına bakar ve Bağdat’ın egemenlik tartışmasında daha görünür bir semboldür. İlk dönemde yerel Sünni, Türkmen ve Kürt unsurların eğitilme söylemi, zamanla Ankara’nın Musul kuşağındaki kalıcı ayağına dönüşmüştür. Açık kaynaklar kampta kabaca 500–600 asker bulunduğunu yazsa da resmî teyit yoktur, sayı dönem dönem inip çıkmıştır. Asıl ağırlık tugay benzeri bir muharebe gücü değil, eğitim kadrosu ve kamp emniyeti görüntüsündedir.

Bağdat bu varlığı uzun süre egemenliğinin ihlali saymıştır. Ankara ise 2014’te Bağdat’ın DAEŞ’e karşı destek istediğini söyler ve bunu giriş gerekçesi sayar. Ancak Bağdat bunun yazılı bir üs izni olarak tanımaz. Fiilî konuşlanma ise Aralık 2015’te Kürt Bölgesel Yönetimi’nin onayıyla oldu. Eğitim verilenler de Musul çevresindeki yerel gönüllülerdi.

Üs 2017’de DAEŞ saldırısına, 2021’de İran’a yakın grupların ateşine hedef oldu. Yani Başika hem eğitim kampı hem de Bağdat–Ankara geriliminin değişmeyen dosyası olarak devam edegeldi.

23 Eylül’deki formül şöyledir: Irak Sincar’da devlet otoritesini tesis eder ve “yasaklı yabancı silahlı unsurlar”ı tasfiye ederse, Türkiye Başika–Zilkan’ı kademeli olarak federal hükümete devreder. Iraklı komutan Abdülemir eş-Şammari devri “en fazla 60 gün” diye tarif etti. Reuters’a konuşan başka bir Iraklı komutan yıl sonunu işaret etti. Ankara ise net bir tarih vermedi. Irak yol haritasını işlettikçe Türkiye Başika’daki varlığını kademeli azaltacağını ifade etmektedir. Bu belirsizlik kusur değil, mekanizmanın kendisidir. Devri takvime değil performansa bağlamak, Sincar’da gevşemeyi cezalandırmanın bir yolu olarak görülebilir.

Başika’yı “TSK Irak’tan çekiliyor” şeklinde okumak da yanıltıcı olacaktır. Zira Kuzeydeki Pençe üs ağı, hava harekâtı ve sınır ötesi düzen ayrı bir dosya olarak aynen devam edecektir.  23 Eylül’deki metin sadece Musul önündeki kampı söz konusu etmektedir.



Kalkınma Yolu neden şimdi hızlanıyor


Kalkınma Yolu, Basra Körfezi’ni Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlamayı hedefleyen bir kara ve demiryolu koridorudur. Çıkış noktası Basra’daki Büyük Faw limanıdır. Güzergâh Irak içinden kuzeye, Musul vilayetine, oradan Türkiye sınırına iner ve devamında Avrupa hattına bağlanır. Amaç, Süveyş’e alternatif bir transit kapısı açmak ve Irak’ı yalnızca petrol ülkesi olmaktan çıkarıp geçiş ülkesine çevirmektir. 2023–24’te Bağdat ile Ankara’nın ortak diline giren projede, imza, tören ve etüt mevcut olsa da güvenlik ve finansman konuları tam bir darboğaz olarak ortadadır.

23 Eylül metninde söz konusu yolun hızlandırılması, Sincar ve Başika maddelerinin hemen yanında zikredilmektedir. Buda normaldir çünkü, koridorun omurgası Musul vilayetinden geçmektedir. Sincar’ı batıda, Başika’yı doğuda, güzergâhı ise ortada düşünün. PKK bağlantılı yapılar, milislerin kontrolü veya DAEŞ’in sızma ihtimali muhtemel yüklenicileri ve sigortayı kaçırtabilir. Dolayısıyla Sincar tasfiyesi Ankara için yalnızca terör dosyası değil, yolun lojistik ön şartıdır. Bağdat için de aynı durum geçerlidir. Milislerin güzergâhı fiilî haraca bağlaması, federal hükümetin hakimiyet ve egemenlik iddialarını çürütecektir. ABD’nin askerî anlamda bölgeden çıkışı egemenlik iddiaları için artı değer yaratsa da güvenlik ve risk değerlendirmeleri açısından önemli soru işaretleri doğurmaktadır. Türkiye’nin hesabı son derece düzdür: Güvenliği ver, koridoru aç, transit ve taahhütten payını al.

Sonuç

30 Eylül 2026, ABD’nin Irak’taki uzun askerî macerasının kapanış sahnesi gibidir. CENTCOM Erbil Hava Üssü’nden çıkışı tamamladığını açıklamış, Pentagon koalisyonun savaş misyonunun bittiğini duyurmuştur. Başbakan Ali ez-Zeydi aynı günü Egemenlik Günü ilan etmiştir.

Ancak herşey bu kadar basit değildir. ABD toprağı terk ettikten sonra asıl soru, Irak’ın gerçekten tek silahlı otorite olup olamayacağıdır. 2003’te dağıtılan devlet hâlâ milis, parti, bölge yönetimi ve dış sponsorlar arasında toparlanmaya çalışmaktadır. Haşdi Şaabi kâğıtta devlet kurumudur ve Bedir gibi daha kurumsal kanat ile Kataib Hizbullah, Nüceba ve Seyyid eş-Şüheda gibi İran’a yakın, silah bırakmayı reddeden gruplar aynı şemsiye altında yer almaktadır.

Türkiye aynı hafta içinde bu tabloya ayrı bir paket ilave etmiştir. 23 Eylül’de New York’ta yayımlanan ortak metin, Sincar’da devlet otoritesini, “yasaklı yabancı silahlı unsurlar”ın tasfiyesini, Başika–Zilkan’ın kademeli devrini ve Kalkınma Yolu’nun hızlandırılmasını yan yana yazmıştır. Üs devrini de takvime değil, Sincar’da gösterilecek performansa bağlanmıştır.


KAYNAKLAR

Mesaj Bırakın, Fikirlerinizi Söyleyin

© 2025 by Askeri Analiz.

bottom of page