top of page

ABD’nin İran’da Olası Bir Kara Savaşı: Nedenler, Kuvvet Dengesi, Uluslararası Destekler ve Muhtemel Sonuçlar

Sep 19
23 min read

1.          Giriş

2026 yılının ilk yarısında Ortadoğu, onlarca yıldır tartışılan ama çoğu analistin “olası ama istenmeyen” kategorisinde tuttuğu bir eşiği geçti. ABD ve İsrail, 28 Şubat 2026’da İran’a karşı geniş kapsamlı bir hava ve füze harekâtı başlattı. Harekâtın ilk gününde İran Devrim Rehberi Ali Hamaney öldürüldü. Çatışma kısa sürede Hürmüz Boğazı, Körfez’deki ABD üsleri, tanker trafiği ve Lübnan cephesini de içine alan çok katmanlı bir savaşa dönüştü.

Bununla birlikte bu savaş, henüz klasik anlamda bir kara savaşı olmaktan uzaktır. ABD’nin bölgedeki varlığı yaklaşık 50.000 personel düzeyindedir; ağırlık hava ve deniz gücündedir. İran topraklarında kalıcı ve geniş ölçekli bir işgal harekâtına girişilmemiştir. Dolayısıyla bu çalışma iki katmanlı olarak okunmalıdır. Birinci katman, hâlihazırda süren “uzaktan savaş”ın dinamikleridir. İkinci katman ise bu çatışmanın kara savaşına evrilmesi hâlinde ortaya çıkabilecek kuvvet dengesi, dış destekler ve sonuçlardır.

Temel gerçeklik şudur: ABD açık arazide, havada ve denizde ezici bir teknolojik üstünlüğe sahiptir. Ancak kara savaşı bu üstünlüğün bir kısmını eritecektir. İran’ın coğrafi derinliği, milis seferberliği ve ev sahibi olma avantajları ABD avantajlarını dengeleyebilecek hususlardır. Bu nedenle, kara savaşı askerî bir tercih olmanın ötesinde, ABD’nin küresel önceliklerini, enerji piyasasını ve bölge düzenini aynı anda zorlayan siyasi bir eşik haline gelebilir.

Başlarken şunu da belirtelim. Bu çalışma bir kehanet değildir. Ayrıntılı savaş senaryoları da çizilmemiştir. Metin, basına yansıyan Eylül 2026 tablosuna dayanan bir kuvvet ve risk analizidir; buradan çıkan öngörüler de bu tablonun sınırları içindedir.


2.          ABD–İran Savaşında Mevcut Durum

a.          Devam eden savaşın niteliği:

ABD Başkanı Trump’ın en çok dört hafta sürer diyerek başlattığı savaş Eylül 2026 itibarıyla altı ayı aşmıştır. Bunun bir kara savaşı olmadığı açıktır. Bugün yaşananları, kara savaşı hariç, balistik füze ve İHA’ların domine ettiği bir konvansiyonel bir harbin tüm bileşenlerini ihtiva eden ve aralıklarla yoğunlaşan bir çatışma ortamı olarak nitelemek mümkündür.  Normal bir savaşta vurulmaması gereken sivil hedefler rahatça vurulurken, klasik bir harpte korunması beklenen kent yaşamı da artık savaşın bizzat odak noktası haline gelmiştir. Taraflar harp hukuku, savaş etiği vs.tüm söylemleri bir tarafa bırakmış karşı tarafın canını acıtacak ve diz çöktürebilecek ne varsa denemektedirler. Çatışma alanı ağırlıkla hava saldırıları, balistik füze ve İHA salvoları, deniz ablukası, tanker tacizi ve ekonomik baskı üzerine kuruludur. Çatışma bölgesindeki ABD askeri varlığı hava, deniz unsurları ile hava savunmasına dayanmaktadır, henüz bir kara işgali söz konusu değildir.

 

Ön planda İsrail’in göründüğü 28 Şubat 2026’daki başlangıç saldırılarında Ali Hamaney öldürülmüş, Mücteba Hamaney üçüncü rehber ilan edilmiştir. Rejim düşmemiştir. Sonrasında Haziran 2026’daki 14 maddelik Mutabakat Zaptı ateşkes ve 60 günlük müzakere dönemi başlamış, sonrasında karşılıklı saldırılar yeniden başlamıştır.

Sahadaki gerçeklik son derece anlamsız, öngörülemez bir karakter kazanmıştır. Sözde Hürmüz Boğazını açmak için çabalayan ABD şu anda petrol tankerlerini vurmaya başlamış, bunun karşılında İran da diğer hedeflerin yanısıra ABD savaş gemilerini hedef almaya ve isabet kaydetmeye başlamıştır. Muhtemel ABD gemi kaybı durumunda savaşın nerelere evrileceğini tahmin etmek bile kolay değildir. Çünkü bir tarafta Trump gibi öngörülemez ve anlamsız kararları kolayca alan ve bununla övünen, nükleer silahlara sahip dünyanın bir numaralı süper gücünün lideri bulunmaktadır. Diğer tarafta ise varlık sebebini Batı’ya karşı direnme olarak niteleyen rejim ile rejimin en radikal yüzünü temsil eden, ülkede iç güvenlik, siyasi, ekonomik ve sosyal alanda tam bir hakimiyet kurmuş Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) yer almaktadır.


b.          Eylül başındaki tırmanma

Ağustos’ta göreli bir durgunluk yaşanmış, Eylül başında çatışma yeniden hızlanmıştır. ABD, Hürmüz kıyısındaki DMO hedeflerine (hava savunması, radar, mayın döşeme unsurları, kıyı tesisleri) dalgalar halinde vurmuş, İran tankerlerini de hedef listesine almıştır. Tahran ise Ürdün, Bahreyn, Kuveyt ve Irak’taki ABD bağlantılı hedeflere füze ve İHA’lar göndermiştir.

8–9 Eylül hattında ABD, İran petrol tankerlerine saldırdığını ve birini batırdığını duyurmuş, İran da Hürmüz’de ABD gemileri ve ticari tankerlere ateş açtığını söylemiştir. Aynı günlerde Ürdün’deki bir ABD üssünde Amerikan savaş uçaklarının hasar gördüğüne dair haberler çıkmıştır.

Trump kendine özgü konuşmalarına devam ederek, Tahran’la “değersiz bir anlaşma” aramadığını, Hürmüz’de üstünlüğü ve İran ekonomisinin çöküşünü koz saydığını söylemiş, savaşın Kasım ara seçimlerinden sonra “hemen” bitebileceğini ima etmiştir. Çok daha derin bir bataklığın fragmanı olabilecek bu günlerde bile askerî bir takvimden çok iç siyasi takvime göndermeler yapması tam bir Trump bakışını yansıtmaktadır.


c.          Hürmüz: fiilî kontrol savaşı

Mevcut çatışmanın asıl sahası Hürmüz’dür. Barış zamanında boğaz, küresel petrol ve LNG akışının yaklaşık beşte birini taşırdı. Bugün geçiş durmamıştır ama normale de dönmemiştir.

İki rakip iddia vardır. Washington, mayın temizliği, güney rota ve konvoy korumasıyla boğazın “işler” olduğunu; bazı günlerde yüksek hacimli geçiş sağlandığını öne sürmektedir. Tahran ise geçişin kendi iznine, kendi rotasına ve kıyı devletlerinin düzenlemesine bağlı olduğunu savunmakta, “yasak bölge” ve ücret/izin tartışmasını masada tutmaktadır. Gerçek tablo ise ikisinin ortası gibidir: Gemi trafiği dalgalı, sigorta primleri yüksek, armatörler temkinli, akış savaş öncesinin belirgin ölçüde altındadır. ABD Enerji Enformasyon İdaresi, Hürmüz kaynaklı kısıtın 2026 sonuna kadar süreceğini, savaş öncesi düzeyin 2027’nin ikinci çeyreğinden önce beklenmemesi gerektiğini yazmıştır.

Bu yüzden Hürmüz yalnızca bir deniz meselesi değildir. İran’ın elindeki en somut pazarlık silahı ve ABD’nin “savaşı kazandık” iddiasının ölçüldüğü yerdir. Kara savaşı tartışması da buradan beslenmekte, boğaz beklendiği gibi açılamazsa kıyı ve ada harekâtı ve belki de daha derinlikte bir harekat seçeneği ciddi bir senaryo haline gelebilecektir.


d.         Sahada gelinen askerî denge görünümü

ABD hava ve deniz üstünlüğünü korumaktadır. Saldırılar çoğunlukla kıyı kuşağı, füze/İHA altyapısı, radar ve lojistik unsurları hedef almaktadır. Bu bakımdan amaç rejim değiştirmekten çok İran’ın deniz taciz kapasitesini budamak ve ablukayı sürdürmek gibi görünmektedir.

İran’ın cevabı simetrik değildir. ABD topraklarına hedefleyemeyen İran, karşı maliyet üretmek için füze, İHA, mayın, küçük bot ve tanker savaşı kullanmaktadır. Vuruşların isabet oranı tartışmalıdır. Füze ve İHA’ların bir kısmı düşürülmekte, ancak kalan kısmı bile kısmı Körfez ülkelerinde endişe sirenlerini çaldırmaya ve hasar yaratmaya yetmektedir. Önemli olan şudur: Konvansiyonel donanması ezilmiş olsa da İran, “belirsizlik üretme” kapasitesini halen ve kendinden emin şekilde devam ettirmektedir.

Nükleer dosya da kapanmamıştır. Tesisler ağır hasarlıdır, IAEA erişimi yoktur, yüzde 60 zenginleştirilmiş uranyum stokunun yeri belirsizdir. Savaş nükleer programı yavaşlatmış ama tamamen ortadan kaldıramamıştır.


e.          İnsanî ve ekonomik tablo

Kesin ve tarafsız bir kayıp toplamı yoktur. ABD tarafında resmi askerî ölü sayısı düşük çift hanede, yaralı sayısı yüzlerdedir. İran’da resmi açıklamalar birkaç bin ölüden söz ederken, bağımsız kaynaklar askerî kayıpları daha yüksek göstermektedir. Sivil kayıplar da binlerle ölçülmektedir. Lübnan cephesi de ayrı ve ağır bir fatura olarak durmaktadır. Sayılar tartışmalıdır, tartışmasız olan, çatışmanın asla “dört-beş haftalık” bir operasyon olmadığıdır.

Ekonomide tablo daha da nettir. İran’da enflasyon ve savaş tahribatı ağırdır, petrol gelirinin bir kısmı abluka ve gölge filo savaşıyla kesilmiştir. Küresel tarafta Brent, Eylül dalgalanmalarında 100 dolar bandına yaklaşmış, Husi–Suudi gerilimi de aynı anda fiyatı yukarı çekmiştir. Tam bir enerji çöküşü bugün itibarıyla yoksa da kalıcı ve ağır bir jeopolitik prim söz konusudur.


f.           Mevcut ortamın değerlendirilmesi

Sonuç olarak ABD’nin hedeflediği üç şey de bugün itibarıyla gerçekleşmemiştir: Rejim değişikliği, nükleer dosyanın kapanması, Hürmüz’ün kalıcı ve güvenli şekilde açılması. Ortaya çıkan şey iki taraf için de yıpratmadan ibarettir. ABD maliyeti Tahran’a yıkmakta, İran ise geçiş belirsizliği ve bölgesel misillemeyle Washington’un siyasi takvimini zorlamaktadır.

Tüm bu yıpratıcı ve iki taraf için de maliyetli ortama karşın, muhtemel bir kara savaşının mevcut tablonun doğal uzantısı olacağını düşünmek mantıklı görünmemektedir. Ama imkansız da değildir. Kara harekâtı ancak Hürmüz’ün açılamaması, ada/kıyı hedeflerinin zorunlu görülmesi veya siyasi bir “işi bitirme” kararıyla gündeme gelir. Böyle bir siyasi karar verici de ABD’nin elinde mevcuttur. Karşısında ise rejim güvenliği ve kendi iktidarları için tüm gemileri yakmaya dünden razı bir DMO vardır. Sonuç: Her şey mümkündür.


3.          Kara Savaşında Kullanılabilecek Kuvvetlerin Karşılaştırılması

Kara savaşı tartışılırken sık yapılan hata, envanter sayılarını zafer formülasyonu halinde sunma temayülüdür. Ama aşağıda belirtilen asker, silah ve teçhizatı yorumlarken asıl meseleyi hep hatırda tutmakta yarar vardır: Hangi kuvvet, hangi arazide, hangi siyasi hedef için, ne kadar süre kullanılabilir?


a.      ABD’nin elindeki güç ve sınırları

ABD, küresel ölçekte İran’la kıyaslanamayacak bir konvansiyonel üstünlüğe sahiptir. Savunma bütçesi 2026 için kabaca 850 milyar–1 trilyon dolar bandındadır. İran’ın açıklanan bütçesinin onlarca katıdır. Aktif personel sayısı yaklaşık 1,3 milyondur, yedeklerle birlikte 2 milyonu aşmaktadır. Muharip uçak, tanker, uydu, hassas mühimmat ve okyanus aşırı lojistikte fark nitelik farkıdır. Ancak asıl konu bu genel üstünlük değildir elbette. Eylül 2026 itibarıyla Ortadoğu’ya fiilen yığılmış kuvvetin bir kara savaşına yetip yetmeyeceği önemlidir.

Bölgedeki mevcut ABD yığınaklanması yaklaşık 50.000 kişidir. Savaş öncesi CENTCOM’un varlığı kabaca 40.000 civarındaydı. Devam eden harekat nedeniyle ulaşılan 50.000 rakamı yaklaşık 10.000 kişilik bir takviye anlamına gelmektedir. Pentagon’un bu mevcudu 2027’ye uzatabilecek şekilde tutmaya devam edeceği basında yer almıştır. Amacın, Başkan’a hava saldırıları, abluka ve sınırlı çıkarma seçeneklerini açık bırakmak olduğu söylenmektedir.

Bu 50.000 kişilik personel gücünün çoğu da kara muharip birliği değildir. Açık kaynaklarda yer alan bilgilere göre dağılım kabaca aşağıdaki şekildedir.

 

Ülke

Üsler / tesisler

Yaklaşık personel

Faaliyet alanı

Kuveyt

Camp Arifjan, Camp Buehring, Ali Al Salem Hava Üssü

13.000–15.000

Bölgedeki en büyük kara üssü. Asker, yakıt, mühimmat ve yedek zırh burada toplanır; kara harekâtı buradan beslenir.

Katar

El Udeid Hava Üssü

8.000–10.000

Bölgedeki hava savaşının komuta merkezi. Uçuşlar buradan yönetilir.

Bahreyn

NSA Bahrain (Manama), Şeyh İsa Hava Üssü

7.000–9.000

Körfez’deki ABD donanmasının karargâhı. Gemiler ve deniz keşfi buradan idare edilir.

BAE

El Dhafra Hava Üssü, Cebel Ali Limanı, Füceyre

3.000–5.000

Savaş uçağı, yakıt ikmal uçağı ve insansız uçak üssü; gemiler için durak limanı.

Suudi Arabistan

Prens Sultan Hava Üssü (El Harc)

2.300–2.700

Füze ve hava savunması. Gelen füzeleri durdurma hattı.

Ürdün

Muvaffak Salti (Azrak)

3.000–3.800

İran’a taarruz uçağı kaldırılan ileri hava üssü.

Irak

Ayn el-Esed, Erbil

~2.500

Küçük, dağınık unsurlar. İşgal üssü değil; koruma ve danışmanlık.

Suriye

El-Tanf

200–900

DAEŞ’e karşı bırakılmış küçük konuşlanma. İran işgaliyle ilgili değil.

Denizde

2 uçak gemisi, ~12 destroyer, amfibi grup

15.000–20.000

Hürmüz’de gemi koruma, İran limanlarına baskı ve gemiden hava saldırıları.

Toplam miktar, açık kaynaklarda yaklaşık 50.000 kişidir. Kara üsleri ile gemideki personel toplanınca bu sayıyı yaklaşık olarak vermektedir. Ancak rotasyon vb. sebeplerle günlük toplam sabit değildir.

Bölgedeki Deniz gücü

Eylül 2026 itibarıyla bölgede kabaca 19 savaş gemisi vardır: 2 uçak gemisi, 12 civarı destroyer, bir amfibi görev gücü (Marine Expeditionary Unit). Gemilerde yaklaşık 20.000 denizci ve deniz piyadesi bulunur. Haftalık ikmal ihtiyacı yüz binlerce öğün ve milyonlarca galon yakıt düzeyindedir; Bahreyn lojistik üssünün vurulması ikmali zorlaştırmıştır.

Savaş boyunca ABD dört uçak gemisini dönüşümlü olarak bu cepheye sokmuştur (Abraham Lincoln, Gerald R. Ford, George H.W. Bush, George Washington). Donanmanın elinde toplam 11 uçak gemisi vardır. Ortadoğu’da iki gemiyi aynı anda tutmanın, Pasifik’te uçak gemisi boşluğu yarattığı belirtilmektedir ki Çin rekabeti açısından bu doğrudan stratejik maliyettir. Theodore Roosevelt takviye/rotasyon için hazırlanmıştır. Yani deniz gücü “sonsuz” değildir; rotasyon, bakım ve mürettebat yorgunluğu tavanı belirler.

Savaşın zirvede olduğu 2026 yazı için bölgedeki ABD deniz unsurları için açık kaynaklarda belirtilen miktar şöyledir: 2 uçak gemisi grubu (her biri bir uçak gemisi ve yanındaki destroyer/koruma gemileri), ayrıca yaklaşık 13 destroyer, 1 amfibi çıkarma grubu, karada ve gemide toplam yaklaşık 260 muharip uçak ve 100’ü aşkın yakıt ikmal uçağı. Bu, 2003 Irak işgalinden sonraki en büyük ABD yığınaklanmasıdır. Gene de bir kara işgali yığınaklanması görüntüsünden uzaktır.

Bölgedeki Kara unsurları:

*           82. Hava İndirme Tümeni unsurları: Mart 2026’da yaklaşık 2.000 paraşütcü (Immediate Response Force’tan iki tabur + karargâh) bölgeye kaydırıldı. Tümenin tam kadrosu 18.000–20.000, bir tugay muharebe timi 3.500–4.200 kişidir. 2026 sonbaharında bazı unsurların görev süresi 2027’ye uzatılmıştır. Bu birliğin Harg Adası veya Hürmüz kıyısı gibi nokta hedefler için planlandığı söylenebilir, İran ana karasına bir harekât için gerek personel sayısı gerekse silah, araç, teçhizat açısından son derece yetersizdir.

*           Deniz Piyadesi: 31. MEU (Marine Expeditionary Unit) ve 11. MEU düzeyinde amfibi gruplar (her biri kabaca 2.200 kişilik çıkarma gücü) bölgeye gelmiştir. Mart’taki takviyeyle ek kara unsuru toplamı 7.000 civarına çıkmıştı. Bu, “ilk dalga”dır, takip kuvveti değildir.

*           10. Dağ Tümeni 2. Tugayı ve özel kuvvet unsurları da emir-komuta listelerinde görünse de ölçek yine tugay/tabur düzeyindedir.

Karşılaştırma için ölçü olması açısından; 2003 Irak işgalinde bölgede yaklaşık 250.000 ABD askeri vardı. 1991 Körfez Savaşı’nda koalisyon kara gücü daha da büyüktü. İran, Irak’tan daha geniş, daha dağlık ve daha kalabalıktır. Hürmüz kıyısında sınırlı bir kara harekâtı için en az 100.000; Tahran’ı alıp tutmak için 400.000–600.000, ilk etapta öngörülebilecek rakamlardır. Tüm İran topraklarının sözkonusu edileceği bir harekatta ise çok daha fazla kuvvet ihtiyacı olacağı söylenebilir. ABD’nin küresel ölçekte kolayca oynatabileceği kara kuvveti bu rakamların altında kalacağı da açık kaynak değerlendirmelerinde yer almaktadır. Halihazırda bölgede konuşlu kara kuvveti unsurlarının ise, Tahran için değil, ada/kıyı baskını veya daha büyük ölçekli bir planlamanın giriş kuvveti olabileceği değerlendirilmektedir.

Hava gücü:

Sınır burada uçak sayısı değil, mühimmattır. CSIS tahminlerine göre savaşın ilk 39 gününde:

Mühimmat

Savaş öncesi stok (yaklaşık)

Harcanan (tahmini)

Kalan / durum

Tomahawk

~3.100

1.000+

stokun üçte biri gitmiş olabilir

JASSM

~4.400

1.100+

ağır tüketim

Patriot

~2.330

1.060–1.430

Eylül’de stokun ~1/3’ü kalmış olabilir (759–827)

THAAD

~360–452

190–290

kalan ~230–280; en kritik erime

SM-6 / SM-3

1000'e yakın

100'lerce

deniz hava savunması da eriyor


Yıllık Patriot üretimi yüzler, Tomahawk üretimi yakın zamana kadar yılda 200’ün altındaydı. Stoku savaş öncesine döndürmek CSIS’e göre üç yıl veya daha fazla sürer.

Kara savaşı bu tüketimi artırır: her ilerleyen birliğin sürekli yakın hava desteği ve füze kalkanı isteyeceği düşünülünce durumun kritikliği daha rahat anlaşılır.

Sonuç olarak; ABD İran’ı havadan ve denizden cezalandıracak güce sahiptir. Kara savaşı için bölgede konuşlu kuvvet, Harg / Hürmüz adaları ölçeğinde sınırlı bir çıkarma için yeterlidir, ancak Tahran’ı alıp tutmak için çok daha öte kuvvetlere ihtiyaç vardır. Bunun için ABD’nin başka cephelerden kuvvet kaydırması, yeni seferberlik yapması ve yıllarca sürecek bir işgal lojistiğini göze alması gerekir. Üs emniyetinde yaşanan sıkıntılardan dolayı, donanma denizde kalmaktadır. Bu da uzun süreli bir kara harekâtının ikmalini daha da zor ve maliyetli hale getirecektir. Başta hassas füze stoğu olmak üzere mühimmat ikmali de sınırlayıcı bir faktör olarak ortadadır.

İki uçak gemisini sürekli Ortadoğu’da tutmak Pasifik planlarını zaafiyete uğratabilir. İran’da yüz binlerce kişilik işgal, muhtemel Çin senaryosu için ayrılması gereken kara, hava savunması ve seyir füzesi stoğunu tüketeblir.


b.     İran’ın elindeki güç ve sınırları

İran’ın gücü tek bir ordu değildir. Paralel iki yapı vardır: Düzenli ordu ve Devrim Muhafızları Ordusu (DMO). Buna DMO’ya bağlı Besiç ve Kudüs Gücü ile İstihbarat Bakanlığı unsurları ve Polis gücünü de eklemek gerekir. Muhtemel bir kara savaşında ABD’nin karşısına çıkacak şey modern bir konvansiyonel ordudan ziyade, kalabalık, dağınık, ideolojik ve asimetrik bir savunma sistemidir.

Rakamlar savaş öncesi verilerine dayanır. 2026 boyunca devam eden harekâtlar, başta komuta kademesi, hava savunma unsurları ve deniz filosu olmak üzere tüm birimlere ağır hasarlar verdirmiştir. Personel toplamları bu yüzden “kâğıt üzerindeki güç” olarak okunmalıdır.

Personel:

Unsur

Yaklaşık personel

Kara savaşında ne işe yarar

Düzenli Ordu personel toplamı

~420.000

Sınır güvenliği ve toprakları savunmakla görevli asıl ordu. Bünyesinde klasik tümenleri barındırır.

— Kara Kuvveti

~350.000

En kalabalık düzenli kara gücüdür. Tank, top ve piyade birliklerinden oluşur.

— Donanma

~18.000

Büyük gemiler çok büyük oranda vurulduğu için kıyı savunması ve mayın harbine indirgenmiş görüntüsü vermektedir.

— Hava Kuvveti

~37.000

Hava sahası kontrolu ve/veya kara birliklerine hava şemsiyesi sağlama kabiliyeti çok zayıftır.

— Hava savunması

~15.000

Üs ve kentleri hava ve füze saldırılarına karşı korumakla görevlidir. Ancak savunma ağı ağır hasarlıdır.

DMO personel toplamı

~150.000–190.000

Rejimin çekirdek gücüdür. Füze ve kıyı savunmasının yanısıra iç güvenlik ve asayişin sağlanmasından da sorumludur.

— DMO Kara

~150.000 civarı

Hem iç güvenlik hem toprak savunması. Şehir içinde ve arazide konuşludur.

— DMO Hava

 ~15.000

Balistik füzeleri bu kuvvet kontrol etmektedir.

Besiç

1 milyon kadar

Çok daha fazla olduğu iddiaları da vardır. Düzenli bir ordu kapasitesi beklenemez. Ama ideolojik yönü kuvvetli bir unsurdur. Halka karışmış yapısı nedeniyle etkili olabilir.

Besiç savaşabilir çekirdek

~400.000–600.000

Mahalle ve taşra milisi. İşgalciyi yerelde yıpratır.

Yedek

~350.000

Çağrılırsa gelir. Eğitim ve silah kalitesi belirsizdir.

Toplam aktif (Düzenli Ordu + DMO)

~570.000–610.000

Savaş öncesi miktardır. Savaştaki ağır zayiatı ve fakat sonrasındaki ilave askere almaları da hesaba katmak gerekir.

IISS, Besiç’in “iddia edilen” üyeliğini 12,6 milyon, savaşabilir kısmını 600.000 olarak belirtmektedir. Rejim “20 milyonluk Besiç” söylemini sürdürmektedir; bu, sahadaki tabur sayısı değil, seferberlik ideolojisidir. Bu söylemler muharebeler kaybedilse bile şehirlerin kontrolunun kolayca verilmeyeceğinin dillendirilmesi olarak da okunabilir.

Kara envanteri:

Açık kaynak bilgilerinde 2026 İran kara envanteri kabaca şöyledir:

Tanklar 

Cins

Sayı (yaklaşık)

Ne demek

T-72S

~480

En işe yarar çekirdek tank gücü. Sovyet tasarımı, İran’da yenilenmiş.

Safir-74                    (T-54/55 türevi)

~400–540

1950–60’lar şasisi. Sayı yüksek görünse de eski tanklar.

M48,M60, Chieftain

~400

Devrimden önce ABD ve İngiltere’den alınan tanklar. Bir kısmı İran’da Samsam / Mobarez adıyla yenilendi. Şasi 1960–70’ler kuşağıdır.

Zülfikar 1/3

~200–250

1990’ların yerli tankı. Tam sayı belirsiz.

Karrar

100-300 (üretimi planlanan) ~800

En yeni yerli tank iddiası. Sahadaki miktar henüz az.

Toplam tank

1.500–2.700

Hepsinin bakımlı ve yeni olmadığı değerlendirilebilir.

Diğer kara silahları

Araç / silah

Sayı (yaklaşık)

             Açıklama

Piyade savaş aracı (BMP-1/2)

~610


Zırhlı personel aracı

~640


Kundağı motorlu top

~290–420


Çekili top

~1.800–2.030


Çok namlulu roket

~1.475–1.550

             Fajr, Grad, Type-63

Nitelik farkı açıktır. ABD’nin Abrams–Bradley hattı ile İran’ın T-72 / T-55 karışımı aynı kuşak değildir. Buna karşılık çekili top ve roket sayısı küçümsenemez. İran Ordusunun açık ovada manevra savaşını kazanmak için planlamalar yapmış olması düşük bir ihtimaldir. Muharebelerin geçitler, dağ etekleri ve şehir kenarlarında ve merkezlerinde yoğunlaşması muhtemeldir. Muhtemel bir savaşta zırhlı araçların ne kadarının hala kullanılabilir olduğu bilinmemektedir.

Muharebe düzenleri de modern beklentilerden farklı olacaktır. Düzenli Ordu belli oranda hatları korumaya çalışacak olsa da asıl gayretler asimetrik taktiklere ayrılacaktır. DMO kara unsurları il ve eyalet komutanlıklarına yayılmıştır. Bunun amacı hatlarda, emir komuta yapısında vb probler yaşandığında her komutanlığın kendi direnişini sürdürmesidir. Besiç, cami–mahalle–okul ölçeğinde hücrelere bölünmüştür. 2026 saldırılarından sonra bu dağınıklığın daha da artmış olması beklenebilir. Bu durum ilk bakışta düzensiz ve zayıf direniş ve kolay ilerleme imkanı gibi okunabilir. Ancak gerçekte muhtemel bir işgal kuvveti için anlamı şudur: Bir tümeni/bir hattı bozmak yetmez, her bozulan hat sonrası onlarca yeni yerel cephe açılabilir.

Harekat Harg adasının ele geçirilmesi ile sınırlandırılırsa değerlendirme çerçevesi de değişecektir elbette. Burada Anakara savaşı parametreleri geçerli değildir. Körfez’de, İran kıyısının hemen açığında duran bir petrol adasından söz ediyoruz. Açık kaynaklarda Ada savunması için mevcut DMO deniz unsuru, kıyı füzesi ve kara muhafızları birlikte 2.000–5.000 bandında ifade edilmektedir.

ABD’nin mevcut yığınaklanmasıyla Ada’yla sınırlı bir harekatı başarıyla sonuçlandırması ve Ada’yı ele geçirmesi son derece mümkün görünmektedir. Ancak asıl iş sonraki gün başlayacaktır. Ada kıyıya son derece yakındır ve anakaradaki füze ve İHA’ların menzilindedir. Her türlü lojistik destek hava ve deniz yoluna mahkumdur. İkmalde yaşanacak sıkıntılar hayati sonuçlar doğurur. İleri üs olmaktan ziyade ABD için sürekli ikmal ve korunma ihtiyacı olan ilave bir hassasiyete dönüşebilir.

Hava ve hava savunması:

Savaş öncesi açık kaynak listelerinde İran’ın yaklaşık ~550 uçağı olduğu, bunun 188’inin avcı uçağı olduğu belirtilmektedir. Filo son derece eskidir: F-14, F-4, F-5, MiG-29. Tanker uçak sayısı 6’dır. 2025 ve 2026 saldırıları jetlerden çok üs, radar ve hava savunma ağını hedef almıştır. ABD’nin hava sahasına ilk andan itibaren hakim olacağı açıktır. Bunun kara savaşı için anlamı şudur: İran, ABD birliklerine hava saldırıyla tehdit oluşturamaz. Kullanabileceği hava saldırı araçları jetler değil, İHA’lar, balistik füzeler ve seyir füzeleri olacaktır.

Füze ve İHA:

İran’ın kara savaşını destekleyecek uzun mesafeli saldırı aracı uçak değil, balistik füze, seyir füzesi ve İHA’dır. İHA daha yavaştır ama son derece ucuzdur, çok sayıda ve kesintisiz atılabilir ve İran’ın oldukça yetenekli olduğu bir sahadır. Rusya-Ukrayna savaşında Rusya’yı bir dönem ayakta tutanlar İran yapımı Shahed İHA’ları olmuştur.

Sorumlu birim DMO Havacılık Kuvvetidir. 2026’da 2.000’den fazla balistik füze atıldığı; İsrail’e ~580, BAE’ye 550’den fazla füze atıldığı belirtilmektedir. ABD iddiası sanayi tabanının yüzde 85–90’ının vurulduğu yönündedir. Ancak bu bilgi çok inandırıcı olmadığı gibi tersini söyleyen bilgiler de mevcuttur. Ayrıca mobil füze lançerlerinin ayakta olduğu ifade edilmektedir. Mayıs 2026’da New York Times, stoğun yaklaşık yüzde 70’inin ayakta kaldığını aktarmıştır.

Ayrıca son dönemde gelişmiş seyir füzelerinden bahsedilmeye başlanmıştır. Financial Times’da yer alan bir araştırmaya göre Rusya, İran’ın ABD uçak gemileri ve diğer savaş gemilerini tehdit edebilecek süpersonik seyir füzeleri geliştirmesine gizlice yardım etmektedir. “C430L” kod adlı programın 2023’te başladığı ve İran savaşı sırasında da devam ettiği belirtilmektedir.

Program kapsamında Rus füze uzmanlarının, İran’ın Ramjet motoru geliştirmesine yardımcı olduğu, bu motor teknolojisinin seyir füzelerinin ses hızının birkaç katına ulaşarak uzun süre yüksek hızda uçmasını mümkün kıldığı ifade edilmektedir.

Bu teknolojinin özellikle gemilere ve kara hedeflerine yönelik seyir füzelerinde kullanılabileceği belirtilmektedir. İran’ın son dönemde ABD gemilerine yönelik faaliyetlerini belirgin şekilde artırması da bu iddiaları doğrular niteliktedir. İran’ın bu teknolojiyi başarıyla geliştirmesi halinde ABD Donanmasındaki uçak gemileri dahil menzil dahilindeki tüm savaş gemilerinin tehdit altında olacağı açıktır.

Füzelerin muhtemel bir ABD işgalini durduramayacağı söylenebilir belki ama hazırlık, yığınaklanma ve çıkış aşamasını oldukça maliyetli hale getirebileceği, savaşın devamında da ABD kamuoyunun kabul sınırlarını aşacak zayiatlar verdirebileceği unutulmamalıdır.

Deniz:

İran’ın iki donanması vardır. Düzenli Ordu Donanması, fırkateyn, korvet, Kilo sınıfı denizaltıları barındırır ve Umman Denizi ve daha uzak mesafelerden sorumludur. DMO Donanması ise Hürmüz Boğazı ve Körfez içindir. Klasik bir filo savaşını değil, asimetrik araç ve yöntemleri Körfez ve boğazın kullanılmasını engellemeye yönelik taktikleri hedefler.

2026’nın ilk haftalarında ABD, çok sayıda İran gemisinin battığını söyledi. Söz konusu kayıplar arasında şunlar sayılabilir: Bayandor ve Camaran sınıfı fırkateyn/korvetler, Dena, DMO’nin Şehid Süleymani sınıfı korvetleri, Şehid Bagheri İHA gemisi, Ebu Mehdi el-Mühendis ve çok sayıda sürat botu. Kilo sınıfı denizaltı ile Gadir cüce denizaltılarının bir kısmı vurulmuş veya kullanılmaz hale getirilmiştir. Bunun anlamı şudur: Tıpkı savaş uçağı karşılaştırmasında olduğu gibi İran’ın, ABD ile gemilerle bir savaş yürütme imkan ve kabiliyeti neredeyse yok gibidir. Açık denize yönelik düzenli filo ağır zayiat vermiştir ve faaliyet imkanı kalmamıştır denebilir. Uçak gemisi grubuna karşı bu filoyla bir manevra düşünülemez. İran’ın kalan gücü asıl olarak Hürmüz ve Körfez içindir. Orası için aşağıda sayılan araçlar hala çalışmaktadır ve son derece de etkili görünmektedir.

*           Mayınlar

*           Kıyıdan atılan gemisavar füzeleri

*           Hızlı hücumbotlar

*           İnsansız deniz ve hava araçları

*           Karadan atılan balistik/seyir füzeleri

Yani İran açısından Umman Denizi’ndeki deniz savaşı kaybedilmiştir. Ancak dünya enerji ticareti için en kritik Boğazı elde bulundurma ve geçiş kontrolu vasıtaları hala aktiftir ve etkilidir. Eylül 2026’da ABD gemilerine Kheibar Şekan tipi füze atılabilmesi de bunun bir göstergesidir. Artık İran gözünü açıkça ABD gemilerine çevirmiştir ve ABD’ye de bunu hissettirmiştir. İsabet oranı belki düşüktür ama tehdit sıfır değildir ve sonuçları itibariyle vahim neticelere gebedir.

Coğrafya İran’ın asıl yedek kuvvetidir

İran’da muhtemel bir kara harekatının temel belirleyicilerinin başında coğrafya gelir. İran’ın yüzölçümü kolayca işgal edilemeyecek kadar büyüktür. Büyüklüğü anlamak açısından iki buçuk Türkiye’den bahsettiğimizi söyleyebiliriz. Arazi son derece zorludur. Zagros ve Elburz dağları zırhlı birlikleri vadi ve geçitlere tabi kılar. Geniş ve düz bir “çöl yürüyüşü” beklenmemelidir. Nüfusu yaklaşık 90 milyondur. “Her mahallede Besiç” sözü hiç de abartılı değildir. Üstelik sadece mahallelerde değil, üniversite, lise, devlet kurumları vs. farklı besiç yapılanmaları da mevcuttur. Yani sokaktaki siviller aslında gelen birliğe karşı gerçek bir milis özelliğine sahip kabul edilmelidir. 7’den 70’e diye tabir edilebilecek bu grup, mezhebi ve ideolojik açıdan doktrine edilmiştir ve gerçek bir milis ve istihbarat ağı demektir.

Yani kısaca ABD’nin bölgedeki yaklaşık 50.000 kişilik hava-deniz yığınaklanması İran’ı havadan ezmeye devam edebilir. Ama değil bu yığınaklanmayla bunun çok daha fazlasıyla bile Düzenli Ordu, DMO ve Besiç üçlemesini dağlarda ve şehirlerde kolayca ortadan kaldıramazsınız. İran’ın kara savaşı planları muhtemelen muharebeleri zırhlı birlik harekatına elverişli açık arazilerde kabul etmek üzerine kurulu olmayacaktır. ABD işgalini uzun, kanlı ve ikmali zor bir yıpratmaya çevirmek İran’ın temel hedefi olacaktır. Bunu sağlamak için de yeterince milis, dron, füze ve ideolojik olarak doktrine edilmiş nüfus yapısına sahiptir.


4.          Uluslararası açık ve kapalı destekler ve sahaya yansımaları

Kara savaşı iki ordunun çarpışmasından ibaret kalmayacaktır elbette. ABD’nin bu konuyu bu kadar sade tahayyül etmesi ABD askeri stratejisini küçümsemek olurdu. Hele de Afganistan ve Irak tecrübelerinden sonra. Dolayısıyla savaşın temposu ve gidişatında, üs tahsis eden ülkelerden tutun, istihbarat paylaşanlar, petrol alan ve satanların konuya müdahil olma dereceleri ve vekil güçlerin ve görece dostların duracağı yer de belirleyici olacaktır. Ayrıca Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’ın Mekke savunma paktı ile İran’ın kendi içindeki etnik ve toplumsal fay hatları da muhtemel bir kara harbinde sonuca direk etkileri olabilecek hususlardır. Bu arada bu kadar fazla değişkenin etkileşime gireceği bir ortamda savaşın yayılma riski de gözden uzak tutulamaz elbette. 


a.      ABD dış destek imkanı

İsrail fiilî ortaktır. 2025 ve 2026 harekâtlarının siyasi-askerî omurgasında yer almıştır. Ancak İsrail’in kara gücü İran içine uzanacak geniş bir işgal için tasarlanmamıştır, dolayısıyla böyle bir harekata direk katkı vermesi düşük bir ihtimaldir. Kaldı ki İran içindeki savunma azmini keskinleştirerek harekata negatif etkide bulunma ihtimali daha yüksek olabilecektir. İsrail’in asıl katkısı istihbarat, hava saldırıları ve Hizbullah cephesinin bağlanması noktasında olacaktır.

Körfez ülkeleri tek blok olarak düşünülmemelidir. Hepsinin aynı ölçüde ABD’nin yanında hizalanmasını beklemek gerçekçi değildir. ABD’ye üs sağlamak, hava sahasını kullandırmak ile kara savaşına asker vermek aynı şey değildir. Üstelik irili ufaklı bu ülkelerden gelecek kara birliklerini muharebelere entegre etmek için çok fazla ve gereksiz koordinasyon/güvenlik ihtiyacı ortaya çıkacaktır. Muharebelere sağlayacakları katkıdan çok daha fazla zarar verebilirler. Dolayısıyla buralardan büyük kara birliği katkısı pek mümkün görünmemektedir.

Avrupa enerji fiyatları, göç ve hukukî meşruiyet kaygısıyla temkinlidir. Ayrıca devam eden Ukrayna Savaşında’ki pozisyonları ve Rusya ile patlak verme ihtimali yüksek bir savaşı İran’dan tetiklemek istemeyeceklerdir. Sınırlı istihbarat ve diplomatik destek beklenebilir ancak kara birliği beklentisi çok gerçekçi görünmemektedir.


b.     İran’ın dış dayanakları

Rusya doğrudan savaşan taraf olmamıştır. İstihbarat paylaşımı, İHA taktikleri ve teknoloji aktarımı yönünde bilgiler vardır. Eylül 2026’daki ramjet/seyir füzesi işbirliği iddiaları bu kapsamda değerlendirilebilir. Ukrayna savaşında İran’ın Rusya’ya sağladığı ve bir dönem Rusya’nın savaşı yasladığı kritik bir destek anlamına gelen İHA desteğinin karşılığında Rusya’nin vefa borcunu ödediğini söylemek çok da yanlış olmayacaktır. Moskova ABD ile doğrudan çatışmayı istemez ama Tahran’ın tamamen çökertileceği bir senaryoya göz yummak istemeyeceği açıktır.

Çin daha temkinli ve daha ekonomik alanda kalan bir politika izler görünse de ABD’yi zayıflatacak hertürlü desteği açıkça göstermese de sürdüreceği kuşkusuzdur. Zaten İran petrolünü alarak Tahran’a can suyu olduğu ortadadır. Ayrıca uydu navigasyonu, bazı hava savunma parçaları ve sanayi bileşenleri yönünde destek iddiaları da vardır. Kısaca Çin’in İran’ı hayatta tutmaya devam edeceği söylenebilir. Ancak savaş meydanlarında ABD’ye doğrudan meydan okuyan bir müttefik olması beklenmemelidir.

Kara savaşının başlaması durumunda Vekil güçler savaşın en tehlikeli çarpanlarından biri olacaktır. Irak milisleri ABD birliklerinin gerisini vurabilir. Hizbullah Lübnan’ı yeniden ateşe verebilir. Husiler Kızıldeniz’i ikinci bir enerji cephesi yapabilir. Eylül 2026’da halen yaşanmakta olan Husi-Suudi tırmanışı bunun canlı bir örneği olarak görülebilir. Vekiller kara savaşını İran sınırının dışına taşıyacaktır. ABD birlikleri yalnızca Zagros, Hürmüz kıyısı veya Huzistan’da değil, Ürdün’den Kızıldeniz’e kadar çok geniş bir coğrafyada korunmak zorunda kalacaktır.

Kısaca Rusya ve Çin’in İran’a zafer kazandıracağını söylemek fazla iddialı olabilir ancak direnişin süresini uzatacakları da kesindir. Özellikle de muhtemel bir kara savaşında ABD’yi yavaşlatabilmiş bir İran için sonraki uzun süreler için en önemli askeri ve siyasi destekçiler olacakları kesindir.


c.          Mekke Anlaşması

Mekke Ortak Savunma Anlaşması (7 Ağustos 2026) mevcut tabloya yepyeni bir katman eklemektedir. Anlaşmanın tarafları Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’dır. Anlaşma kapsamında, savunma sanayii işbirliği, istihbarat paylaşımı ve ortak tatbikatların yapılması öngörülmektedir. Anlaşma eğer burada kalsaydı mevcut siyasi ve askeri ortamda önemli bir girişim denilip geçilebilirdi. Hatta istikrara katkı sağlayacaktır, İsrail’i durduracak önemli bir cephe oluşturuluyor, İslam ülkeleri arasındaki gelecek savunma ve güvenlik paktının çekirdeği oluşturuyor ya da daha fantastik bir dizi senaryo temelli değerlendirmeler yapılabilirdi. Ancak durum hiç de öyle değil. NATO 5. Maddesine benzer şekilde, ülkelerden birine yapılacak silahlı bir saldırının üçüne de yapılmış kabul edilmesi anlaşmayı son derece eşsiz bir konuma taşımıştır. Eşsiz kelimesi sağlayacağı avantaj ya da dezavantaj değerlendirmesinden ziyade bu üç ülke ve Ortadoğu açısından yol açabileceği hassasiyetleri temsil etmektedir.  Anlaşmanın ne derece otomatik bir müdahale ya da entegre bir komuta mekanizması içerdiği henüz bilinmemektedir. Çünkü metin kamuya tam olarak açıklanmamıştır. Ama kediye kedi denilecekse eğer bu anlaşmanın da İran’a karşı imzalandığını kabul etmek gerekir. Bunun dışındaki her türlü değerlendirme zorlama olacaktır. Mevcut konjonktüre hiç bakmadan sadece coğrafya haritasını önünüze alıp bakarsanız bile bunu rahatça görebilirsiniz. Taraflar anlaşmanın başka bir ülkeyi hedeflemediğini söyleseler de bu böyledir. İran’ı çevreleyen, üç ülkeden bahsediyoruz. Üçü de bölgesel olarak ve görece kuvvetli silahlı kuvvetlere sahip, birisi petrol zengini, diğer ikisi zorlu İran vatan savunmasına karşı koyabilecek ölçüde askeri gelenekleri güçlü, disiplini yüksek ülkeler. Üstelik üçünün de İran’da kullanabileceği önemli azınlıklar var. Türkiye için Kürt ve Azeri hattı, Pakistan için Beluci hattı, Suudi Arabistan için Huzistan’daki Arap ve mezhep siyaseti önemlidir. Bunu söylerken aynı fay hatlarının kendileri açısından da hassasiyet taşıdığını inkar etmiyorum elbette. Sonuçta büyük abi Amerika’dır bu kapsamda gereğini yapabileceği farz kabul edilebilir.

ABD-İran savaşı nedeniyle Suudi Arabistan fiilen İran’la topyekun bir savaşta değilse bile İran ve vekillerinin ABD karşıtı saldırılarından nasibini almaktadır.

Halen tırmanmaya devam eden Suudi-Yemen çatışmaları daha şimdiden bu üç ülkenin İran’a karşı çatışmaya sürüklenme riskini açıkça göstermiştir. Ama bunlar henüz fragman olarak görülmelidir. Çok daha ileri gerginliklerin ortaya çıkması hiç de uzak bir ihtimal değildir. Bu üç ülkeyi İran’a karşı kendi yanında savaşa sokmak isteyecek bir ABD için bunun çok da zor olmayacağını görmek gerekir. Zaten ABD’nin önayak olmadığı böyle bir anlaşmanın gerek bölgesel diğer aktörler gerekse bizatihi imzacı devletler açısından mantıklı bir izahı görünmemektedir. 

Pakt her şeyden önce İran’a karşı kuvvetli bir izolasyon hissi uyandırmaktadır. En büyük Sünni ekonomiler ve Müslüman dünyanın nükleer gücü, savaş sürerken kendi aralarında İran’ı kuşatan bir savunma çemberi kurmuştur. Özellikle kullanılan barış diline ve klasik “kapımız herkese açık” söylemlerine rağmen Tahran bunu “İran’a karşı blok” diye okuma eğilimindedir ve bunda da son derece haklıdır.

Anlaşmanın İran’a karşı caydırıcılığından bahsedilirse bu doğrudur ve son derece etkili bir caydırıcılık sunar. Ama ondan daha önemlisi ateşlemeyi kolaylaştıran tetik mekanizmasıdır. Suudi enerji tesisleri sürekli vurulursa Riyad artık yalnız olmadığını iddia edebilir. Eylül 2026 Husi saldırıları da paktın ilk sınavı olmaya adaydır. Türkiye ve Pakistan olayı kınamış, Pakistan “savunma niteliklidir, askerî karşılık şu an konuşulmuyor” demiştir. Yani kâğıt üzerinde sert söylemler olsa da, pratikte temkinli duruş şimdilik hakimdir.

Sonuç olarak sözkonusu pakt ABD’nin muhtemel bir İran işgalini otomatik olarak üç orduya yaymaz elbette. Ama ABD’nin üç başkenti kendi yanında savaşa çekmesini kolaylaştıran çok kuvvetli bir çerçeve sunar. Bir Suudi tesisinin veya hattının sürekli vurulması, 5. madde benzeri hükmü siyasi olarak işletilebilir hale getirebilir. Zaten ABD’nin önayak olmadığı böyle bir üçlü paketin, imzacılar ve diğer bölgesel aktörler açısından izahı son derece dayanak yoksun kalmaktadır. Bu yüzden Mekke Anlaşmasını, İran’ı kuşatan ve Washington’un muhtemel bir kara harekatında yükünü paylaşacağı önemli bir koalisyon ortağı olarak okumak mümkündür.


5.          İç fay hatları: etnik gruplar, muhalefet, ekonomik hoşnutsuzluk

Kara savaşı İran’ı yalnız dışarıdan değil içeriden de zorlayacaktır. Bunu derken, otomatik bir parçalanmadan bahsetmiyoruz elbette. İran rejimi bugüne kadar her kriz karşısında azınlık ve muhalefeti “dış ajan” diye nitelendirmiş, mevcut tedbirleri sıkılaştırmak için gerekçe olarak kullanmıştır. Yine de etnik gruplar ve ülkedeki siyasi, sosyal ve ekonomik şartlar muhtemel İran işgalinde kullanılmaya müsait hassasiyetler olarak ortadadır.

Azeriler:

 İran’daki en büyük azınlıktır; nüfus ağırlıkları konusu son derece tartışmalıdır.  Yüzde 15’den yüzde 40’a kadar uzanan oranlar zikredilmektedir. Her hâlükârda Azerbaycan ve Türkiye’ye birlikte sınırdaş olmaları nedeniyle en hassas bölgelerden biri kabul edilebilir. Özellikle Azerbaycan ile dil ve kimlik bağı vardır. Bakü resmi olarak tarafsız görünmeye çalışmakla birlikte İsrail ve ABD ile silah ve enerji bağları bulunmaktadır. Savaşın başında Nahçıvan’a İran’a ait olduğu ileri süren bir İHA düşmüştür. Bakü ısrarla topraklarının üs olarak kullanılmadığını söylese de rejimin kontrolunu kaybetmeye başlaması durumunda Bakü’nün “güney Azerbaycan” kimliğini daha yüksek sesle konuşması muhtemeldir. Türkiye bu hatta kültürel yakınlık taşır, resmi politikası İran’ın toprak bütünlüğüdür. Ancak muhtemel bir ABD kara harekâtı için Azeri bölgelerinden bir koridor açılması ve Türkiye’nin burada aktif roller üstlenmesi ihtimali hiçbir zaman denklem dışı bırakılamaz. Fiili bir taarruz olmasa bile, istihbarat, lojistik ve mülteci hatları dolayısıyla Türkiye’nin çatışmaların içinde yer alacağı rahatça söylenebilir.

Kürtler: 

2026’da İran Kürt partileri “İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu”nu kurmuş, özerklik/kendi kaderini tayin dilini yükseltmiştir. Savaşın ilk aylarında yaygın bir Kürt taarruzu gerçekleşmemiştir. Buna karşılık İran, Irak’taki kampları vurmuştur.

Eylül 2026’da basında Tahran’ın “Kürt açılımı” yaptığı yönünde yorumlar çıkmıştır. Ancak konuşulan şeyi özerklik veya silahlı partilerle müzakere gibi düşünmemek gerekir. Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan Irak Kürt yönetimiyle diyalog ve sınır güvenliğinden bahsetmiş, İran içişleri bakanı da Ankara’da PJAK’ın silah bırakmasını istemiştir. Bu, açılım değil, sınırların sakinleştirilmesi ve Türkiye’deki sürece destek sözlerinden ibarettir.

ABD’nin Kürtleri doğrudan kara müttefiki yapmaya kalkması Ankara’yı karşı cepheye doğru itme riski taşıdığı için kolay değildir. Türkiye için asıl kırmızı çizgi PJAK’ın PKK’nın bıraktığı rolü de üstlenerek İran topraklarında alan tutması olacaktır. Yani Kürt kartı Tahran’ı zorlar, ancak Washington’un Türkiye’siz kullanabileceği ucuz bir vekil işgal aracı olarak görülmemelidir.

Araplar (Huzistan):

Huzistan, İran’ın güneybatısındaki petrol vilayetidir. Abadan, Hürremşehir ve Ahvaz bu hatta durmaktadır. Burası savaşın hem ödülü hem de bataklığı olarak görülebilir. Çünkü petrol ihracatının önemli kısmı buradan çıkmaktadır. Huzistan’da Araplar resmi ankete göre nüfusun yaklaşık üçte birini oluşturmaktadır ve Körfez’le dil ve akrabalık bağı vardır.

Tahran burayı iki nedenle sıkı tutmaya çalışır. Birincisi petrol, ikincisi ise 2003’ten sonra Irak’ta gördüğü tablodur. Bu tablo, Arap-Şii siyasetinin Bağdat’tan Tahran’a sıçraması ve vilayetin ayrı kimlik talebi riskini yansıtmaktadır. Bu yüzden Huzistan’daki hoşnutsuzluk (yoksulluk, su, ayrımcılık iddiaları) rejim için önemli bir güvenlik sorunudur.

Suudi Arabistan ve BAE’nin burayı açıkça silahlandırması bugün için düşük bir ihtimaldir. Çünkü ayrı bir “Arap devleti” vaadi Tahran’ı, Bağdat’ı ve Körfez’i birden karıştırabilir. Muhtemel bir kara işgalinin vilayetteki halkı ABD saflarına ne kadar geçireceği tartışmalı olsa da  en azından lojistik hususları kolaylaştıracağı söylenebilir.

Beluciler: 

Sistan-Belucistan İran’ın güneydoğu ucudur, yoksuldur, silahlı gruplar aktiftir. Aynı halk ikiye bölünmüştür, bir yanı İran’da, bir yanı Pakistan Belucistan eyaletindedir. Sınır son derece geçirgen bir durumdadır. 2026 savaşı her iki yakayı da germiştir. Eylül 2026’da Seravan’da DMO ile Beluci silahlı grupları saatlerce çatışmıştır.

ABD kara işgali için kullanışlı bir karttır. Kartın cazibesi şudur. ABD İran’ı kuzeybatıdan (Kürt) veya güneybatıdan (Huzistan) zorlarken güneydoğudan yıpratma imkanı elde eder. Tek başını rejimi değiştirmek için yeterli değilse de, Tahran’ın asker ve istihbaratını ikinci bir iç cepheye bağlamak asıl cepheden kuvvet ayırmasını gerektirir. Üstelik istikrarsızlaştırma, işgalden daha ucuza gerçekleştirilebilir.

Ancak Pakistan tarafının Belucileri kışkırtmak gibi bir motivasyona sahip olması zayıf ihtimaldir, çünkü Belucistan İslamabad için de en büyük ve en sorunlu eyaletdir. Yıllardır Beluci ayrılıkçılarla çatışmaktadır. İran yakasındaki bir ayaklanma zafer değil, sıçrama riskiyle öne çıkmaktadır.

Rejim karşıtları ve ekonomik hoşnutsuzlar. 2025–26 protestoları ve savaş yorgunluğu Tahran’ın toplumsal tabanını inceltmiştir. Bu durum, ABD’nin girdiği gün kitlesel ayaklanma olacağı anlamına gelmez elbette. Hatta paradoksal biçimde işgal karşıtı refleksi de güçlendirebilir. Yıllardan veri her fırsatı rejim karşıtı eyleme çevirmeye çalışan kategorik muhalefetin harekete geçirileceği zaman iyi tespit edilir ve destek faaliyetleri tereddütsüz başlatılabilirse İran için yıpratıcı ve karıştırıcı etkisi olabilir.

Ekonomik öfke ayrı bir silah olarak kullanılabilir. Savaştan önce de enflasyon, işsizlik ve yaptırımlar vardı. 2026’da Hürmüz’ün tıkanması ve abluka bunu daha da ağırlaştırmıştır. Ekmek, yakıt ve iş bulunamayınca mahalle kontrolu Besiç’in elinden kayabilir.


6.          Sonuç

Eylül 2026 itibarıyla ABD ile İran zaten savaşmaktadır, ancak bu savaş 2003’teki Irak tipi bir kara harekatı değildir. Hava saldırıları, füzeler, İHA’lar, abluka ve Hürmüz belirsizliği üzerine kurulmuş bir yıpratma süreci olarak bakılabilir. Altı ayı geçmesine rağmen rejim düşmemiştir. Nükleer dosya kapanmamıştır. Boğaz kalıcı ve güvenli olarak açılamamıştır.


Kara savaşı bu tablonun doğal uzantısı değildir ancak imkânsız da görülmemelidir. Gündeme gelmesinin muhtemel olabileceği üç ihtimal sayılabilir. Birincisi Hürmüz’ün açılamaması ve kıyı/ada hedefinin “zorunlu” olacağı değerlendirmelerinin ağırlık kazanmasıdır. İkincisi İran’ın ABD gemi/gemilerine ağır isabet sağlaması ve bunun Trump’ın siyasi takviminde “işi bitirme” kararına dönüşmesidir. Üçüncüsü ise, yıpratmanın seçim takvimine yetişmemesi ve kara adımının siyasi bir gövde gösterisi olarak seçilmesidir. Karşı tarafta da tüm gemileri yakmaya razı bir DMO durduğu hatırdan çıkarılmamalıdır. Bu yüzden “rasyonel akıllar ve sağduyu her zaman sonunda galip gelir” varsayımı bu defa çok geçerli olmayabilir.


Kuvvet hesabı açıktır ve önemli oranda takviye gerekecektir. Bölgedeki 50.000 kişi hava-deniz yığınağıdır. Harg ve benzeri ada baskınları bu yığınakla konuşulabilirse de asıl sorun sonraki taktik lojistik sürdürülebilirlik konusudur. Hürmüz kıyısını tutmak 10.000’lerce, bazı değerlendirmelerde 100.000 civarı kara askerine ihtiyaç gösterir. Tahran kontrol etmek istenirse bu sayı en az 400.000–600.000 bandına çıkacaktır. Tüm İran’ın kontrol edileceği bir harekatın ise çok daha fazlasına ihtiyaç göstereceği açıktır. ABD’nin aynı anda bu oranda kara gücünü mobilize etmesi çok kolay değildir ve dış desteğe ihtiyaç duyacaktır. İran’ın açık arazide ve gökyüzünde dayanma şansı neredeyse yok gibidir. Ancak dağda, ormanlık ya da arızalı arazide ve meskun mahallerde milisler, coğrafya ve kalan füze-İHA stoku ile önemli bir direniş gösterebilir, işgalin bedelini çok pahalıya ödetebilir.


Muhtemel dış destek düşünüldüğünde, İsrail’in kara işgaline fiili destek vermesi gerek kendi açısından gerekse işgal kuvvetlerine ilave direnç olarak dönecek olmasından çok olası değildir. Körfez üs verse de konu ordu vermeye geldiğince uzak durmaları muhtemeldir. Bu noktada Avrupa da temkinli davranacaktır. Sembolik bazı destekler dışında müdahil olmaları beklenmemelidir. Rusya ve Çin Tahran’ı kurtaracak filolar göndermese de İran’ı destekleyecekleri ve savaşın uzamasına çalışacakları muhtemeldir. Mekke paktı (Suudi Arabistan, Türkiye, Pakistan) coğrafya anlamında İran’ı kuşatmıştır. NATO 5. maddesine benzer hüküm, üç başkenti ABD’nin yanına çekmeyi kolaylaştıran bir çerçevedir. Otomatik üç ordu demek değildir elbette ama tetiklenmeleri başarılırsa yükü ABD ile birlikte paylaşılabilir hale getirirler.


İran içindeki fay hatları işgali çok kolay getirmez. Ama işletilebilecek önemli hassasiyetler sunar. Azeri, Kürt, Arap ve Beluci hatları Tahran’ı yorar. Bununla birlikte karar aşamasında Türkiye’nin Kürt kartı yüzünden, Pakistan’ın Beluci sıçraması yüzünden, Körfezin de Huzistan’da ayrı devlet ihtimalinden temkinli olacakları açıktır.  Ülke içerisindeki ekonomik öfke Besiç’i zayıflatmaktadır ancak bu halkta yabancı askerine açık çek  anlamına da gelmez. Halkın, Rejime kategorik olarak karşı kesimine yönelik planlamaların çok önceden hayata geçirilmeye çalışılması gerekecektir.


Kısaca, İran’ı havadan cezalandırmak ile İran’ı karadan yönetmeye kalkmak arasında gerek nicelik gerek nitelik açısından ciddi farklar vardır. Birincisi bugünün gerçeğidir ve yorum yapmak nispeten kolaydır. İkincisi henüz denenmemiştir. Irak, Ukrayna veya başka bir kara savaşının kopyası da değildir, çok farklı dinamikler barındırır. Start verildiği anda hesaplanan tüm kuvvet, ittifak, enerji ve rejim denklemleri birden bozulabilir. Sürpriz burada istisna değil, işin doğasıdır.


Kaynaklar:

Mesaj Bırakın, Fikirlerinizi Söyleyin

© 2025 by Askeri Analiz.

bottom of page