top of page

Mekke Ortak Savunma Antlaşması ve Bölgesel Dengeler

7 Ağustos 2026’da Mekke’de imzalanan Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan Ortak Savunma Antlaşması, Orta Doğu güvenlik mimarisinde dikkat çekici bir adım oluşturmuştur. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Veliaht Prens Muhammed bin Selman ve Başbakan Şahbaz Şerif’in imzaladığı belge, taraflardan herhangi birine yöneltilecek silahlı saldırının üçüne de yapılmış kabul edileceğini öngörerek kolektif caydırıcılık ilkesini esas almıştır. Anlaşma aynı zamanda savunma iş birliğinin bütün alanlarda geliştirilmesini, ortak tatbikatları ve savunma sanayii ortaklığını hedeflemektedir. ABD-İsrail’in Şubat 2026’da başlattığı İran savaşı, Husi saldırıları ve kritik deniz yollarındaki aksamaların yaşandığı bir ortamda ortaya çıkan bu pakt; Trump yönetiminin bölgedeki güvenlik taahhütlerindeki zayıflamayı yansıtmakta, Suudi Arabistan’ın öncelikli güvenlik kaygılarını karşılamakta, fiilen İran’ı hedef alan bir caydırıcılık unsuru haline gelmekte, İsrail’i belli ölçüde rahatsız etse de temelde rahatlatıcı bir etki yaratmakta ve Suriye’nin dışarıda tutulmasıyla İsrail karşıtı bir cephe kurmadığını göstermektedir.

Anlaşmanın temel motivasyonlarından biri, Trump döneminin yük paylaşımı yaklaşımı ve ABD güvenlik şemsiyesine duyulan güvenin azalmasıdır. İran savaşı sürecinde Körfez ülkelerinin doğrudan saldırılara uğraması, Washington’ın koruma kapasitesinin sorgulanmasına yol açmıştır. Riyad, mutlak bir Amerikan garantisi arayışından uzaklaşarak bölgesel alternatiflere yönelmiş; Pakistan da bu süreçte pragmatik bir rol üstlenmiştir. 17 Ağustos’ta Trump’ın kendi platformundan yaptığı açıklama bu değerlendirmeyi desteklemiştir. Başkan, anlaşmayı olumlu karşıladığını, Orta Doğu’nun bir araya geldiğini ve ülkelerin kendilerini daha anlamlı biçimde savunabileceklerini ifade etmiştir. Bu tutum, paktın ABD’ye karşı olmadığını göstermenin ötesinde, Trump’ın arzu ettiği bölgesel sorumluluk alma politikasıyla da uyumlu olduğunu göstermektedir. Suudi yetkililerin anlaşmanın kısa süre içinde sahada hayata geçirileceğini belirtmesi de aynı çerçevede değerlendirilebilir.

Suudi Arabistan’ın güvenlik ihtiyacı anlaşmanın merkezinde yer almaktadır. Anlaşma ile, İran ve bağlı gruplardan (özellikle Husiler ile Irak’taki milisler) gelebilecek potansiyel füze ve İHA tehditlerinin, enerji tesisleri ile Kızıldeniz ve Hürmüz güzergâhlarına  yönelik oluşturduğu risklerin önemli ölçüde dengelendiği gözlenmektedir. 2025’te imzalanan ikili Suudi-Pakistan savunma düzenlemesinin Türkiye’nin katılımıyla üçlü hale getirilmesi; mali güç, nükleer kapasite ve gelişmiş savunma sanayii unsurlarını bir araya getirmiştir. Resmi açıklamalarda “hiçbir ülkeyi hedef almadığı” vurgusu yapılsa da imza zamanlaması ve bölgesel koşullar, caydırıcılığın asıl muhatabının İran ve vekilleri olduğunu ortaya koymaktadır. Tahran’ın “endişe duymuyoruz, bu dış güçlere güvenin sarsılmasının göstergesidir” şeklindeki tepkisi, açık bir çatışma beklentisi olmadığını, ancak maliyet yükseltici bir etki yarattığını işaret etmektedir.

İsrail açısından tablo daha karmaşıktır. Türkiye ve Pakistan’ın İsrail’e yönelik eleştirel tutumları ile Pakistan tarafındaki bazı sert açıklamalar rahatsızlık yaratmıştır. İsrail kamuoyunda ve uzman çevrelerinde normalleşme sürecini zorlaştırabileceği endişesi dile getirilmiştir. Bununla birlikte anlaşmanın asıl odağının İran kaynaklı istikrarsızlık olarak görülmesi, pragmatizm üzerine kurulu bir yapı oluşturması ve İsrail’i doğrudan hedef almaması temelde rahatlatıcı bir sonuç doğurmaktadır. Suriye’nin (ve Mısır’ın nihai olarak) katılmaması da bu bakışı güçlendirmektedir. Sonuçta eğer pakt İsrail karşıtı bir cephe oluşturma amacı taşısaydı, İsrail’le gerilim potansiyeli bulunan aktörlerin dâhil edilmesi beklenirdi. Bunun yerine üç ülkenin güvenlik odaklı bir çerçevede kalması ve coğrafi açıdan İran’ı çevreleyen bir görüntü çizmesi anti-İsrail bir eksen kurulmadığını göstermektedir.

İmza sonrasındaki gelişmeler, anlaşmanın henüz tam operasyonel değil, kurumsal inşa aşamasında olduğunu ortaya koymuştur. Ağustos ayı başındaki Husi İHA saldırısı ilk pratik sınav olmuş; Türkiye ve Pakistan’dan kamuoyuna yansıyan bir kolektif müdahale çağrısı gelmemiştir. Bu durum, eşiklerin ve uygulama mekanizmalarının henüz netleşmediğini göstermiştir. 13 Ağustos’ta Türkiye Milli Savunma Bakanlığı, savunma ve dışişleri bakanları ile genelkurmay düzeyinde siyasi-askeri mekanizmaların oluşturulacağını, kara-deniz-hava ve insansız sistemleri kapsayan ortak tatbikatların planlandığını, savunma sanayiinde ortak üretim, teknoloji paylaşımı ve ileri teknolojilere odaklanılacağını açıklamıştır. Anlaşmanın NATO’ya alternatif olmadığı, bölgesel güvenliği tamamlayıcı bir yapı olduğu da vurgulanmıştır.

Sonuç olarak; Mekke Anlaşması, Trump döneminin güvenlik anlayışının yansıması, Suudi Arabistan’ın öncelikli güvenlik arayışının ürünü ve İran’a yönelik pratik bir caydırıcılık aracıdır. İsrail’i belli ölçüde rahatsız etse de bölgesel istikrara katkı potansiyeli taşıması nedeniyle temelde rahatlatıcı bir etki yaratmakta; Suriye’nin yokluğu ise İsrail karşıtı bir karakter taşımadığını teyit etmektedir.

Kurumsal mekanizmaların kurulması ve Trump’ın desteğiyle pakt, kısa vadede güçlü bir diplomatik sinyal, orta vadede ise bölgesel güvenlik ağının önemli bir unsuru haline gelme potansiyeli taşımaktadır. Gerçek operasyonel değeri ise ancak somut bir kriz anında belirlenecektir.

Türkiye açısından ise, ülkenin bölgesel sahiplenme vizyonunu somutlaştırarak Orta Doğu güvenlik mimarisinde daha merkezi bir aktör konumuna yükseltmekte, NATO taahhütlerini tamamlayan kolektif caydırıcılık şemsiyesi sunmaktadır. Suudi Arabistan’ın mali kaynakları ile Pakistan’ın nükleer ve kara gücü kapasitesini Türkiye’nin gelişmiş savunma sanayii (İHA/SİHA, elektronik harp, ortak üretim) ile birleştirerek teknoloji transferi, ortak tatbikatlar ve ihracat imkânlarını genişletmektedir. Ancak orta/uzun vadede Afganistan’dan İsrail’e kadar Ortadoğu’nun terör ve sıcak savaş dahil tüm problemlerini ve çatışma alanlarını kendi sınırlarına taşıma riskini de beraber getirmektedir.

 

Kaynaklar 

Mesaj Bırakın, Fikirlerinizi Söyleyin

© 2025 by Askeri Analiz.

bottom of page